Thursday, March 16, 2006

Dr. Wahab Hajyserdaryň düzdigi Türkmen-Türk sözligi

Dr. Serdar

Türkmen – Türk Sözlük 1 - nji Bölüm


Türkmen Türk
abanmak Abanmak, üzerine eğilmek.
äbermek 1. Bir şeyi alıp birisine vermek.
2. Bir şeyi birisi için satın almak.
abraý 1. İtibar, nüfuz.
2. Şan, şöhret, ün, tanınma.
Aç.
açar Anahtar.
açgöz Aç gözlü.
açlyk Açlık.
açmak 1. Açmak.
2. Keşfetmek.
3. Yazmak, sermek (sofra vb.).
açyk 1. Açık.
2. Temiz, saf, duru.
açyklyk Açıklık.
açylmak 1. Açılmak.
2. Parlamak, aydınlanmak.
adagly Nişanlı, sözlü.
adalat Adalet, doğruluk, hak.
adam Adam, insan.
adam bolmak 1. Büyümek, yetişmek, adam olmak.
2. Akıllanmak.
adam etmek Besleyip büyütmek, yetiştirmek, adam etmek.
adamy İnsanoğlu, insan.
adat 1. Gelenek, âdet.
2. Alışkanlık, huy.
adatça Âdet olduğu üzere, genellikle.
ädik Çizme, edik.
ädim Adım.
ädim ätmek Adım atmak, yürümek, hareket etmek.
adyl Adaletli, adil, insaflı.
adyllyk Adaletlilik, adillik, insaflılık.
adýutant Yaver.
aga 1. Ağabey.
2. Amca.
3. Ağa, bey.
agaç 1. Ağaç.
2. Tahta.
agarmak 1. Ağarmak.
2. Solmak.
agdarmak 1. Döndürmek, çevirmek.
2. Devirmek, yıkmak.
3. Düşürmek…
4. Dökmek.
5. Boşaltmak.
6. Karıştırmak.
agent 1. Acenta.
2. Ajan, casus.
aglamak Ağlamak.
aglanmak Ağlanmak.
aglaşmak Ağlaşmak.
aglatmak Ağlatmak.
agmak 1. Aşmak.
2. Yükselmek, ağmak.
agram Ağırlık.
agronom Tarım uzmanı.
agşam Akşam.
agşamara Gün batımı, akşamleyin, akşam üzeri.
agtarmak 1. Aramak.
2. Yoklamak, karıştırmak.
agtyk Torun.
agy Ağlama, ağlayış, ağıt.
agyçy Ağıtçı; yas törenlerinde yüksek sesle bir şeyler söyleyerek ağlayan kişi.
agyl Ağıl.
agyn 1. Bütün, hep.
2. Baştan başa, baştan aşağı.
agyr 1. Ağır.
2. Zor, güç, sıkıntılı.
agyrlyk Ağırlık.
agyrmak Ağrımak.
agyz Ağız.
agza 1. Organ, aza.
2. Öge.
3. Üye, aza.
agzamak Anmak, bahsetmek, zikretmek, söz etmek, ima etmek.
agzybirlik Uyum, yekvücut olma, söz birliği.
ah İnleme, sızlama.
ah Ah, vah, aman, heyhat, yazık!
äheň 1. Melodi.
2. Uyum.
3. Ton (konuşma).
ahlak Ahlâk.
ähli Bütün, hep.
ähmiýetli Önemli, ehemmiyetli.
ahmyr Ham hayal, gerçekleşmesi zor amaç.
ahwal Durum, hâl.
ahyr Nihayet, sonunda, artık.
ahyrsoňy En sonunda, nihayet.
ahyry 1. Artık, nihayet, sonunda.
2. Daha.
ahyryn bk. ahır
ajal Ecel, ölüm.
ajamak Acılaşmak, acımak.
ajap bk. acayıp.
ajaýyp 1. Görkemli, muhteşem, debdebeli.
2. Mükemmel, şahane, enfes, çok iyi, çok güzel.
ajy Acı.
ak Ak, beyaz.
akademik Akademi üyesi.
äkelmek Getirmek.
akgynly Akıcı.
äkitmek Götürmek.
aklyk 1. Aklık, beyazlık.
2. Ücret.
akmak Akmak.
akmak Budala, ahmak, aptal.
aksakgal Yaşlı, ihtiyar.
akyl Akıl.
akyl bermek Akıl vermek, öğüt vermek, yol göstermek.
akyldar Mütefekkir, fikir adamı, düşünür.
akym 1. Akıntı, akım.
2. Yol, yöntem, metot.
al¹ Al, kırmızı.
al² 1. Hile.
2. Cin, peri.
ala 1. Ala, alacalı.
2. Elâ.
3. Değişik, türlü, çeşitli.
ala-mula Ala bula.
alaç Çare, kurtuluş, çıkış yolu.
alada Tasa, kaygı, sıkıntı, endişe.
alamat 1. Alâmet, işaret, iz, eser, nişan, belirti.
2. Alâmet, vasıf.
alaň Küçük tepe, tümsek.
alasman Gök yüzü, gök.
alaw Alev, meşale, şule.
alça Kızıl erik.
alçak 1. Nazik, nezaketli.
2. Müşfik, şefkatli.
aldamak Aldatmak, yalan söylemek.
aldanmak Aldanmak.
aldawçylyk Aldatıcılık, hilekârlık.
aldyrmak 1. Aldırmak, kaptırmak.
2. Harap ettirmek, yok ettirmek.
älem 1. Cihan, âlem, dünya.
2. Elâlem, herkes.
3. Her yer, her taraf.
älemgoşar Gök kuşağı.
aljyramak Şaşırmak.
alkym 1. Çene, gerdan.
2. Birinin yanı, yakını.
alkyş Minnettarlık, minnet, şükran, teşekkür.
alkyş etmek Teşekkür etmek, şükretmek.
Alla Allah.
Allatagala Allahü Tealâ.
alma Elma.
almak 1. Almak.
2. (Yol) almak.
3. Kabul etmek.
4. Alıp gitmek.
almaz Elmas.
alňasamak Acele etmek, telâşlanmak.
alp Alp, yiğit, kahraman.
alty Altı
altyn Altın.
alym Alim, bilgili, bilgi sahibi.
alyn 1. Alın.
2. Ön, öndeki.
alynmak 1. Alınmak, edinmek.
2. Ele geçirilmek, elde edilmek.
alyp barmak Çok etkilemek, iliğine işlemek.
alyp çykmak Kurtarmak.
alyşmak 1. Değişmek.
2. Karşılıklı almak.
amal Tarz, usul, yol, yöntem.
amal etmek Gerçekleştirmek, yerine getirmek, hayata geçirmek, tahakkuk ettirmek.
aman 1. Sağ salim, sağ.
2. Sağlam, sıhhatli.
3. Yardım, imdat.
amana gelmek Dize gelmek, baş eğmek, boyun eğmek.
amanat Emanet.
amatly Elverişli, uygun, müsait, münasip.
ammar Ambar, depo.
1. Fikir, düşünce, mantık.
2. İdrak, kavrama, sezme.
3. Akıl, zekâ.
anbar Amber.
aňlatmak Anlatmak, ifade etmek.
aňly Anlayışlı, ferasetli, zeki.
aňmak 1. Anlamak, kavramak.
2. İdrak etmek, şuuruna varmak.
anna Cuma.
aňry 1. Öte, arka.
2. Aşkın, fazla.
aňsat Kolay, basit, hafif.
ant içmek Yemin etmek, ant içmek.
anyk 1. Açık, aydın, belli, anlaşılır.
2. Tam, eksiksiz.
3. Doğru.
aňzak Şiddetli soğuk, ayaz.
apat 1. Dert, belâ.
2. Felâket, afet.
3. Kötü şey.
apbasy Kadın elbisesinin önüne takılan, yaprak gibi yassı, gümüşten yapılmış süs, ziynet.
äpet Muazzam, koskocaman, muhteşem.
apy-tupan 1. Kasırga, fırtına, deprem.
2. Kavga, hırgür.
ar 1. Öç, intikâm.
2. Ar.
är 1. Mert, yiğit, er.
2. Eş, koca.
ar-namys Şeref, onur, yüz akı, namus, itibar.
ara Ara, aralık, mesafe.
araba (Motorsuz) araba, kağnı.
arada 1. Arada sırada, bazen.
2. Son günlerde, yakında, yakın zamanlarda.
3. Arada, ortada.
aralaşmak 1. Girmek, gelmek.
2. Karışmak, müdahale etmek.
aralyk 1. Aralık, mesafe.
2. Herkese âit, umumî.
aram tapmak Sakinleşmek, yatışmak, rahatlamak, huzur bulmak.
aramak 1. Aramak.
2. Özen göstermek, titiz davranmak.
arany açmak 1. Uzaklaşmak.
2. Ayrılmak.
Arap Arap.
arassa Temiz, saf.
arassalanmak 1. Temizlenmek.
2. Ayıklanmak.
arça Çam.
ardynjyramak Sallanmak.
ardynmak Öksürmek, öksürüp gırtlağını/boğazını temizlemek.
argyn Yorgun, bitkin.
argynlyk Yorgunluk, bitkinlik.
arka Sırt, arka.
arka durmak Himaye etmek, korumak, kayırmak.
arkadag Himaye eden, koruyucu, koruyan, gözeten.
arkaly Aracılığıyla, vasıtasıyla, sayesinde, yoluyla.
arkaýyn Rahat, sakin, sessiz, telâşsız.
arkaýyn bolmak Rahat olmak, sakin olmak.
arlamak 1. Bağırmak.
2. Kükremek.
armak Yorulmak.
arman 1. Gerçekleşmemiş arzu, emel.
2. Ham hayal.
3. Kin, öfke, gazap.
4. Heyhat, yazık, eyvah!
armanly 1. İstediğini elde edemeyen, amacına ulaşamayan, muradına eremeyen.
2. Üzgün, üzüntülü, acılı.
armaweri Kolay gelsin!
armyt Armut.
arpa Arpa.
arslan Arslan.
arş Arş; göğün en üst tabakası.
artmak Artmak, geriye kalmak.
artyk Fazla, fazlalık, artık, geriye kalan.
artykmaç 1. Fazla, gereğinden fazla.
2. İyi, güzel, mükemmel.
aruz Aruz.
ary Arı.
arzan Ucuz.
arzuw 1. Arzu, istek.
2. Hayal, rüya.
arzuw edilmek İstenmek, arzu edilmek.
arzuw etmek İstemek, arzu etmek.
arzy Arzu, istek, rica.
arzylamak İstemek, dilemek, rica etmek.
arzyly 1. Arzulu, ricalı.
2. Değerli, kıymetli, sevgili, aziz.
asfalt Asfalt.
asla Asla, hiçbir zaman.
asmak Asmak, iliştirmek, takmak.
asman Sema, gök, gök yüzü.
assa Yavaş, yavaşça.
ast Alt.
asuda 1. Sakin, dingin.
2. Rahat.
asyl 1. Asıl, cevher, öz.
2. Esasen, doğrusu.
asylly Kibar, efendi, asaletli, soylu, görgülü.
asylmak 1. Asılmak.
2. Asılmak, idam edilmek.
3. Boynuna ip takıp kendi kendini öldürmek, intihar etmek.
asyr Asır, yüzyıl.
Yemek.
aşa Aşırı derecede, pek, çok.
aşak 1. Alt, aşağı.
2. Alçak.
aşgazan Mide.
aşmak Aşmak, geçmek.
aşyk Sevdalı, âşık.
at Ad, isim, nam.
at At, beygir.
at dakmak 1. Lâkap takmak.
2. Ad koymak, ad vermek, adlandırmak.
3. Uygun görmemek.
ät galmak Ümidi boşa çıkmak.
ata 1. Baba.
2. Ata.
ataş Ateş.
atbakar Seyis, at bakıcısı.
ätiýaç Korku, kuşku.
ätiýaç etmek Korkmak, çekinmek.
atlandyrylmak Adlandırılmak, ad verilmek.
atlanmak 1. Atlanmak, ata binmek, ata binip gitmek.
2. Bir yere gitmek için yola düşmek, yola koyulmak.
ätlemek Adımlamak, adım atmak, yürümek.
atly 1. Adlı, isimli.
2. Meşhur, ünlü, şanlı, tanınmış.
atly 1. Atlı.
2. Atlı asker, süvari.
atly-abraýly Anlı şanlı.
atmak 1. Atmak.
2. Atmak, ateş etmek, vurmak.
3. Sermek (sofra vb.).
4. Atmak, fırlatmak.
5. Atmak, ağarmak (tan).
6. Çalmak (ıslık).
ätmek Adımlamak, adım atmak, yürümek.
atylmak Atılmak.
atyr 1. Güzel koku, ıtır.
2. Parfüm, esans.
atyrmak (Tan yerinin/günün ağarmasını) beklemek, sabahı etmek, sabahlamak.
atyz Dışı çitlerle çevrili toprak parçası, koru, parsel, arsa, tarla.
aw Av.
awamak Acımak, acı vermek, ağrımak.
awatmak Acıtmak, ağrıtmak.
awçy Avcı.
awlamak 1. Avlamak.
2. İzlemek, izine düşmek.
awtomat 1. Otomat.
2. Otomatik makine.
awy Zehir, ağı.
1. Ay (gök yüzündeki).
2. Ay; yılın on iki ayından her biri.
Ay, ah, vay, vah, heyhat, yazık!
aýa Aya, avuç içi.
aýak Ayak.
aýak çekmek Durmak, duraklamak.
aýal 1. Kadın.
2. Hanım, karı, zevce.
aýal-gyz Kadın ve kız.
aýan 1. Açık, belli, malûm, aşikâr.
2. Açıkça, apaçık.
aýan bolmak Malûm olmak, bilinmek, belirmek, ortaya çıkmak.
aýan etmek Belirtmek, bildirmek, açıklamak, ortaya çıkarmak.
aýan eýlemek Belirtmek, bildirmek, açıklamak, ortaya çıkarmak.
aýat Ayet.
aýaz Ayaz, soğuk.
aýdyjy Söyleyen, söyleyici.
aýdylmak Söylenmek, konuşulmak, bahsedilmek.
aýdym Şarkı, türkü.
aýdym aýtmak Şarkı söylemek, türkü söylemek/çağırmak.
aýdym-saz Saz ve söz, sazla birlikte söylenen şiir.
aýdymçy Türkücü, şarkıcı, ses sanatçısı.
aýdyň 1. Aydın, aydınlık.
2. Açık, belli, anlaşılır.
aýgytly 1. Aydınlatıcı, parlak, aydınlık.
2. Kesin.
3. Kararlı.
aýlamak 1. Dönmek, dolaşmak.
2. Çevirmek, döndürmek.
aýlanmak Dönmek, dolanmak, dolaşmak, gezinmek.
aýlap … aydır, … aydan beri.
aýlaw 1. At yarışı yapılan meydan, alan.
2. Kıvrım, eğri.
aýna 1. Cam.
2. Ayna.
3. Pencere.
aýnadylmak Naz edilmek, nazlanılmak.
aýnamak 1. Naz etmek, nazlanmak.
2. Kapris yapmak.
äýnek Gözlük.
aýra Ayrı.
aýra düşmek Ayrılmak, ayrı düşmek.
aýralyk Ayrılık, hasret.
aýratynlyk Özellik.
aýrylmak Ayrılmak.
aýt baýram Bayram.
aýtmak 1. Söylemek, demek.
2. Anlatmak.
3. Söylemek (şarkı, türkü).
aýtym Belli büyüklükteki yer, meydan, alan.
aýtys (Kazakça) Atışma (şairler arasında).
aýýar 1. Aldatıcı, hilekâr.
2. Yağmacı, harami.
3. Serseri.
aýylganç 1. Korkulu, dehşetli.
2. İğrenç.
aýyp Ayıp, kusur, yüz karası, suç, kabahat, günah.
aýyrmak Ayırmak.
az 1. Az.
2. Eksik.
az-hor Az buçuk.
az-owlak Az buçuk, biraz.
azajyk Azıcık, biraz, birazcık.
azalmak Azalmak, eksilmek.
azap 1. Azap, işkence.
2. Istırap, eziyet, sıkıntı.
azar Ağrı, sızı, sancı.
azaşmak Yolunu kaybetmek, şaşırmak, yoldan çıkmak.
azat Hür, serbest, bağımsız.
azat etmek Azat etmek, salıvermek, serbest bırakmak.
azat eýlemek Azat etmek, salıvermek, serbest bırakmak.
azatlyk Hürriyet, özgürlük, serbestlik.
azda-kände Az çok.
aždarha Ejderha, büyük yılan.
Aziýa Asya.
azlyk Azlık.
azmak Azmak, ahlâkı bozulmak, baştan çıkmak.
azy Azı, azı diş.
azyk Azık, yiyecek.
baba Dede, annenin babası.
babatda Hakkında, konuda, konusunda.
bäbek Bebek, süt emen çocuk.
bada 1. Önce, önceleri, evvelâ, başlangıçta.
2. An, kısa zaman.
3. Hemen, derhal, birden.
bada-bat Hemen, derhal, birden.
badak salmak Çelmek, çelmelemek, engel olmak.
badaşmak Birbirine çok bağlı olmak, yakınlık duymak, yaklaşmak, yakın durmak, içli dışlı olmak, bağdaşmak.
bag Bağ, bahçe.
bagana Kuzu postu, kuzu derisi.
bagban 1. Bahçe sahibi.
2. Bahçıvan.
baglamak Bağlamak, düğümlemek.
baglanmak 1. Bağlanmak.
2. Kilitlenmek.
3. Kapanmak.
4. Kapatılmak.
baglanyşykly Bağlı, alâkalı, ilgili, ilişkili.
bagly 1. Bağlı, gerçekleşmesi bir şartı gerektiren.
2. Bağlı, bağlanmış.
bagşy Ozan, halk şairi, saz şairi.
bagt Baht, saadet.
bagtyýar Bahtiyar, talihli, bahtlı.
bägül Gül.
bagyr 1. Bağır, göğüs.
2. Karaciğer.
bagyşlamak Affetmek, bağışlamak.
baha 1. Fiyat, değer, kıymet.
2. Not.
bahar Bahar, ilkbahar.
bähbit 1. Fayda.
2. Menfaat, çıkar.
3. Kâr, kazanç.
bähre almak Tad/zevk almak, keyiflenmek, hoşlanmak.
Bahry Hazar Hazar Denizi.
bakan -a/-e doğru.
bakja Bahçe.
bakmak 1. Bakmak.
2. Görmek.
3. Gütmek.
baky 1. İlelebet, ebediyen, ebedî.
2. Ölümsüz.
bakylmak 1. Bakılmak.
2. Beslenmek, yetiştirilmek.
bakyşmak 1. Bakışmak.
2. Bakmakta, beslemekte yardımlaşmak.
bal Bal.
bala Çocuk, yavru.
balak Pantolon.
bälçiremek Şaka yapmak.
baldak Bitki sapı, ot gövdesi.
balkyldamak Işıldamak, parlamak, parıl parıl parlamak.
balyk Balık.
bap Bölüm.
bar 1. Bütün, hep, tamamen.
2. Var, var olan, mevcut.
barabar 1. Beraber, birlikte.
2. Eşit.
barada Hakkında, konuda, konusunda, dair, üzerine.
barasynda bk. barada.
barça Bütün.
barha 1. Bütün, hep.
2. Gittikçe.
3. İyice, büsbütün.
bäri 1. Beri.
2. -dan/-den beri.
bärik Beriye.
bark urmak 1. Parıldamak.
2. Güzel ve kesif koku yaymak.
barlyk Varlık, var oluş, mevcudiyet.
barmak Varmak, gitmek.
barmak Parmak.
bary 1. Hepsi, bütünü.
2. Herkes.
3. Hep.
baryş Gitme, gidiş, seyir.
basgançak Basamak.
basgylamak 1. Çiğnemek, basarak düzeltmek.
2. Yoğurmak, karmak.
basmak 1. Basmak.
2. Ezmek.
3. Kaplamak.
4. Zorlamak.
5. Ağırlık vermek, üstüne çökmek.
6. Üstün çıkmak, boyun eğdirmek, yıkmak, yenmek.
7. Hapse atmak.
8. Baskın gelmek.
9. Batırmak (suya).
10. Yuvarlamak (keçe).
basylmak Üstüne ağırlık düşmek, bunalmak.
basym 1. Çabuk, hızlı, tez.
2. Hemen, derhal, süratle.
baş 1. Baş, kafa.
2. Doruk, dağ başı.
3. Başak.
4. Başkan, önder, ileri gelen.
bäş Beş.
baş bolmak Başını çekmek, öne düşmek, önderlik etmek, yol göstermek.
baş egmek Başını eğmek, selâm vermek, selâmlamak.
başa barmak 1. Yoluna/düzene girmek, düzelmek, normale dönmek.
2. Gerçekleşmek.
3. Sona ermek, bitmek.
başarmak Yapabilmek, becermek, başarmak, muktedir olmak.
başartmak 1. Başartmak, becertmek, başarıya erdirmek.
2. Başarıyla sonuçlandırmak.
bäşatar Tüfek.
başdan Önce, önceleri, baştan.
başga Başka, diğer, gayri, öbür, öteki, sair.
bäşinji Beşinci.
başky İlk, başlangıçtaki.
başlamak 1. Bir işe başlamak, girişmek.
2. Başlamak (yardımcı fiil).
3. Açmak.
başlanmak 1. Başlanmak.
2. Meydana gelmek, ortaya çıkmak, türemek.
3. Gelmeye/inmeye başlamak.
başly-barat Düzensiz, dağınık, karışık, karmakarışık.
başlyk 1. Amir.
2. Başkan, reis.
bat 1. Bir işi yapmak için sarf edilen güç; katedilen hız, sürat.
2. Heybet.
bat almak 1. Hız almak.
2. Güçlenmek.
batlanmak 1. Hızlanmak, hız almak.
2. Güçlenmek.
batly Şiddetli, güçlü, kuvvetli, baskın.
batmak Batmak.
batyr Cesur, mert, yiğit, gözü pek, pervasız.
batyrlyk Mertlik, yiğitlik.
batyrmak Batırmak.
baý Zengin, varlıklı.
baýar Bey, ağa.
baýdak Bayrak, sancak, flâma.
baýguş Baykuş.
baýlaşdyrmak 1. Zenginleştirmek.
2. İlerletmek, geliştirmek.
baýlyk Zenginlik.
baýrak 1. Ödül, mükâfat.
2. Ganimet.
baýram Bayram, şölen.
baýram etmek Bayram etmek, bayramı kutlamak.
baýyr Bayır, tepe, sırt, yokuş.
bazar Pazar, çarşı.
be Şaşırmayı ifade eden ünlem; vay!
bedasyl Kötü kalpli, kötü, fena.
beden Beden, vücut.
bedew Küheylân; soylu at, Arap atı.
beg Bey.
begenç Sevinç.
begendirmek Sevindirmek, memnun etmek.
begenmek Sevinmek.
bejermek 1. Tarlayı sürüp bir şeyler ekecek hâle getirmek.
2. Tamir etmek, yamamak.
3. Hastalığı iyileştirmek, tedavi etmek.
bela Belâ, dert.
belent 1. Yüksek, yüce, üstün.
2. Debdebeli, görkemli, gösterişli, şaşaalı.
3. Yüksek, sert (ses).
belet Birini, bir yeri veya herhangi bir şeyi iyi bilen, tanıyan adam; aşina, bilgili, uyanık.
belki 1. Belki.
2. Gâliba, herhalde, muhtemelen.
bellemek 1. Kaydetmek.
2. Belirlemek.
bellenilmek 1. İşaret konulmak, işaretlenmek.
2. Belirlenmek.
belli 1. Belli.
2. Tanınmış, bilinen, tanınan.
bende Kul, köle, bende.
bent 1. Set, bent.
2. Kıta (şiir).
bereket Bereket.
bereketli 1. Bol, bereketli, zengin.
2. Proteinli, besleyici (yiyecek).
bergi Borç.
beri Hiç olmazsa, bari.
berilmek 1. Verilmek.
2. Satılmak.
3. Bağışlanmak.
4. (Gönül) verilmek.
berim Rüşvet.
berjaý bolmak Gerçekleşmek, uygulanmak, yapılmak.
berjaý etmek Yerine getirmek, icra etmek, uygulamak, yapmak.
berk Sağlam, dayanıklı, metin.
berkitmek 1. Pekiştirmek.
2. Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak.
bermek Vermek.
bes Kâfi, yeter.
bes etmek Bırakmak, kesmek, durdurmak.
beslemek 1. Bezemek, süslemek, giyindirmek.
2. Yetiştirmek, bakmak.
beslenmek 1. Süslenmek, bezenmek.
2. Koyulmak (yola).
3. Yetiştirilmek, bakılmak.
beşer İnsan, insanoğlu.
beter 1. Beter, daha kötü.
2. Çok, pek.
betniýet Kasıt, kötü niyet.
beýan Beyan, ifade, açıklama.
beýan etmek Beyan etmek, ifade etmek, açıklamak.
beýgelmek 1. Yavaş yavaş yükselmek, gittikçe büyümek.
2. Gittikçe güçlenmek.
beýhuş Kendinden geçen, şuurunu kaybeden, bayılan.
beýik 1. Büyük.
2. Yüksek.
beýle Böyle.
beýleki Başka, öteki, diğer.
beýni Beyin.
beýtmek Yapmak, etmek, kılmak.
bezbeltek Küçük toy kuşu, toy.
bezeg 1. Süs, süs eşyası, ziynet.
2. Nakış, motif, resim.
bezeg bermek 1. Süslemek, bezemek.
2. Donatmak.
bezemek Bezemek, süslemek.
bezemen Şık, zarif.
bezmek Bezmek, bıkmak.
bezzat Yaramaz, afacan.
biçak Çok, gayet çok, haddinden fazla, aşırı dercede.
biçäre Çaresiz, zavallı, bedbaht.
biderek Boşuna, nafile, lüzumsuz, gereksiz, fuzulî, ıvır zıvır.
bidon Bidon.
bihabar Bilgisiz, vukûfsuz, malûmatsız.
bijaý¹ 1. Yersiz, isabetsiz, yakışıksız.
2. Rahatsız edici, huzur bozucu.
bijaý² Çok.
bije 1. Hisse, pay, nasip.
2. Kur’a.
3. Talih, kader, baht, şans.
bil Bel.
bilbil Bülbül.
bildirmek 1. Bildirmek.
2. Haber vermek.
3. Belli etmek.
bile 1. İle.
2. Birlikte, beraber, bir arada.
bilek Bilek.
bilelik Beraberlik, birliktelik.
bilen İle.
bilim 1. Tahsil, öğrenim.
2. İlim, bilim.
bilimli Tahsilli.
bilmek Bilmek, anlamak.
bimany 1. Anlamsız, yersiz.
2. Anlamsızca.
bina Bina, apartman.
bina edilmek Bina edilmek, yapılmak, meydana getirilmek.
bina etmek Bina etmek, yapmak, meydana getirmek.
binýat Esas, temel.
bir 1. Bir, tek.
2. Yalnız, tek.
3. Bir defa/kere.
4. Aynı, bir.
bir döwüm Bir dilim, bir lokma.
bir öz Yalnız kendi.
bir topar Bir yığın, bir grup, bir küme, bir kısım.
bir zaman Bir zaman, vaktiyle.
biraz Biraz, birkaç.
birbada 1. Birden, bir anda.
2. Önce.
birbiri Birbiri.
birçak Çoktan, çoktan beri.
birden 1. Birden, birdenbire, ansızın, aniden.
2. Hep beraber.
birdenbiire Birden, birdenbire.
birekbirek Birbiri.
birentek 1. Bazı.
2. Bazen.
3. Birçok.
bireýýäm Çoktan, çoktan beri.
birhili 1. Benzer, aynı, eşit, bir.
2. Tuhaf, acayip, garip.
3. Bir bakıma.
biri Biri, birisi.
biribar Allah, Hüda.
biribiri bk. birbiri.
birinji Birinci, ilk.
birinjiden 1. Birinci olarak.
2. Her şeyden önce.
birje Biricik.
birje gezek Bir defacık, bir kerecik.
birleşmek Birleşmek, bağlanmak.
birlik¹ 1. Birlik, beraberlik.
2. Dayanışma.
birlik² Birim.
birnäçe 1. Birkaç.
2. Bazı.
birneme Biraz, azıcık, birazcık, bir parça.
birsalym Bir an.
birwagt 1. Bir zaman(lar), vaktiyle, eskiden.
2. Çoktan.
bişirilmek Pişirilmek.
bişirmek Pişirmek.
bişmek 1. Pişmek.
2. Yanmak.
3. Olgunlaşmak (meyve).
bitirmek 1. Bitirmek, tamamlamak.
2. Bitirmek, tüketmek, sona erdirmek.
3. Yerine getirmek, yapmak, sonuçlandırmak.
bitişmek Bitişmek.
bitmek 1. Bitmek, tamamlanmak.
2. Bitmek, yetişmek.
biwepa Vefasız, sözünde durmayan, sözünü tutmayan.
biýz Bez, kumaş.
biz Biz.
bogaz Boğaz.
bogmak 1. Boğmak, soluğunu kesmek.
2. Boğmak, bağlamak.
3. Sarmak, sararak bağlamak.
bogun 1. Eklem, mafsal.
2. Boğum (kamış vb. bitkilerde).
bolçulyk Bolluk.
bolmasa 1. Olmazsa, olmasa.
2. Hiç olmazsa.
3. Aksi hâlde.
bolsa İse.
bolsa da Gerçi.
bolsady ekmek Olmayacak şeyleri düşünmek, fantastik şeyleri hayal etmek.
bolşewik Bolşevik; Rusya’da yirminci yüzyıl başlarında doğan ve Lenin tarafından genişletilen devrimci hareket yanlısı.
boluş 1. Davranış, gidiş, vaziyet.
2. Oluş.
borç 1. Borç.
2. Görev, ödev.
3. Verilen söz, vaad.
borçly 1. Borçlu.
2. Borçlu, minnettar.
borjak Bir tür bitki.
borjom (Sağlığa faydalı) mineral suyu, maden suyu.
bosmak 1. Koşuşmak, hep birlikte koşmak.
2. Uçmak.
3. Dökülmek.
4. Gitmek, yürümek, yol almak.
bossan Bostan, sebze bahçesi.
boş Boş, boşuna, nafile.
boşamak 1. Boşalmak.
2. İşi bitirip serbest kalmak.
3. Boşanmak (hayvan).
boý 1. Boy.
2. Kenar, kıyı.
boý almak Uzayabileceği kadar uzamak, genişleyebileceği kadar genişlemek, boy almak.
boý boýlamak Destan söylemek, hikâye anlatmak.
boýun 1. Boyun.
2. Bağlı, boyun eğen.
3. Razı, razı olan.
boýun almak 1. İtiraf etmek, ikrar etmek, kabullenmek.
2. Bir işi yapmaya söz vermek, bir işi üzerine almak.
boýun bolmak Boyun eğmek, uymak, teslim olmak.
boýun burmak 1. Birinden bir şey istemek, boyun bükmek.
2. Boyun eğmek.
boýunça 1. -a/-e göre, uyarınca.
2. Konusunda, alanında.
boz 1. Boz, kül rengi, kır, gri.
2. İşlenmemiş, sürülmemiş (toprak).
bozmak 1. Bozmak.
2. Silmek.
3. Zarar vermek.
4. Feshetmek.
bökmek Atlamak, zıplamak, hoplamak, sekmek, sıçramak.
bölek 1. Parça, cüz.
2. Bölge.
3. Bölük.
bölmek Bölmek.
bölünmek Bölünmek, kırılmak, ayrılmak.
böri Kurt (yırtıcı hayvan).
böwet 1. Bent, set.
2. Engel.
böwet basmak Böğemek, bent çekmek, set çekmek, engel olmak.
böwür Böğür, yan.
böwüsmek 1. Yarmak, yırtmak, delmek.
2. Yıkmak.
brigadir Ekip başı.
bu Bu.
bu ýer Bura.
bugdaý Buğday.
bukja 1. Bohça.
2. Zarf (mektup için).
bukulmak 1. Gizlenmek, saklanmak.
2. Pusu kurmak.
bulak Kaynak, pınar.
bulamak 1. Sallamak (el).
2. Yayılmak, uzanmak.
bulaşmak 1. Bulanmak (hava).
2. Birbirine karışmak.
3. Bulaşmak.
buldozer Buldozer.
bulduramak Parlamak.
bulut Bulut.
burç¹ Köşe.
burç² Biber.
burçly 1. Köşeli.
2. Burçlu.
3. Açılı.
burjy Kırağı.
burka Kepenek.
burmak 1. Bükmek, eğmek.
2. Çevirmek.
3. Kıvırmak.
burulmak Kıvrılmak, bükülmek.
burum-burum Kıvrım kıvrım.
buşlamak Müjdelemek, muştulamak.
buşluk Müjde.
buýra Kıvırcık.
buýruk Emir, buyruk.
buýsanç 1. Sevinç.
2. Gurur, iftihar, övünç, kıvanç.
buýsanmak 1. Sevinmek.
2. Gurur duymak, iftihar etmek, övünmek.
buýurmak Emretmek, buyurmak.
buz Buz.
büdremek 1. (Ayağı) sürçmek, tökezlemek.
2. Zorluklarla karşılaşmak, güç durumda kalmak.
büremek Bürümek, kaplamak.
bürenjek Baş örtüsü.
bürenmek Örtünmek, kapanmak.
bürgüt Kartal.
büsbütin Büsbütün, tamamen, bütünüyle, tamamıyla.
bütewilik Birlik, bütünlük.
bütin Bütün.
bütinleý Büsbütün, tamamen, bütünüyle, tamamıyla.
çabga Sağanak.
çabyramak 1. Ateş alıp sesli yanmak.
2. Alevlenmek, alev yükselmek.
3. Ateş sıçramak, ateş yayılmak/dağılmak.
çadyr Çadır.
çag 1. Zaman, vakit.
2. Çağ, devir.
3. İyi, hoş, zevkli.
çaga Çocuk, evlât, yavru.
çagajyk Yavrucuk, yavrucak.
çagalyk Çocukluk.
çäge Kum.
çagyrmak 1. Çağırmak, gelmesi için seslenmek.
2. Çağırmak, davet etmek.
çagyrtmak Çağırtmak, davet ettirmek.
çak 1. Ölçü, miktar.
2. Zan.
3. Tahmin.
4. Düşünce.
5. Zaman, vakit.
6. Demek, belki, meğer, ihtimal.
7. Karar.
8. Niyet.
çäk 1. Elbisenin eteğine veya yakasına konan parça.
2. Sınır.
çak etmek Tahmin etmek.
çaklamak Sanmak, zannetmek, düşünmek.
çäklenmek 1. Yapılan işte belli bir aşamaya gelmek.
2. Razı olmak, yetinmek.
çakmak Sokmak, iğnesini batırmak, ısırmak.
çaknyşmak 1. Kavga etmek, dövüşmek.
2. Çatışmak, vuruşmak.
çakylyk 1. Çağrı, davetiye.
2. Cümbüş.
çal¹ 1. Kır, kül rengi, boz, gri.
2. Ak saçlı, yaşlı, ihtiyar.
çal² Ayran.
çala 1. Biraz, hafif.
2. Hafiften.
3. Zorla, güçlükle.
4. Yavaş, ağır.
5. Yavaşça, hafifçe.
6. Alçak.
çalarmak Ağarmak, kırlaşmak, ak/kır düşmek.
çalmak 1. Çalmak (müzik aleti).
2. Sürmek, çalmak.
3. Çalmak, vurmak.
çalykmak Kurumak, suyu çekilmek.
çalynmak Çalınmak (müzik aleti).
çalyşmak 1. Trampa etmek, değişmek.
2. Değişmek, başkalaşmak.
3. Çalışmak, çabalamak.
çaň Toz, tozlu duman.
çanak 1. Tahta çanak, tabak.
2. Tas.
çaňamak Tozu dumana katmak.
çaňly Tozlu, dumanlı.
çapar 1. Ulak, kurye, haberci.
2. Müjdeci.
3. Uydu.
çapmak¹ 1. Koşmak.
2. Koşturmak.
çapmak² 1. Kesmek, doğramak.
2. Yağma etmek, talan etmek, soymak.
çäre 1. Tedbir, önlem.
2. Çare.
çarlak Martı.
çarpmak El çırpmak.
çarwa Göçebe, göçeri, konar göçer.
çarwaçylyk Göçebelik, konar göçerlik.
çaryk Çarık.
çasly Coşkun.
çatma Üzeri dal ve hasırla örtülmüş kulübe, çardak vb.
çawuş Bekçi, hizmetkâr.
çawuş çakmak Fısıldamak.
çaý¹ Çay, dere.
çaý² Çay (içilen).
çaýkanmak 1. Yalpalamak.
2. Çalkanmak, çalkalanmak.
çaýlaşmak Beraber/birlikte çay içmek.
çäýnek Çaydanlık, demlik.
çaýylmak 1. Örtünmek, bürünmek.
2. Örtülmek.
3. Kaplanmak, üzerine sürülmek.
çaýyr Çayır.
çekiç Çekiç.
çekilmek 1. Çekilmek.
2. Asılmak.
çekinmek Çekinmek.
çekiş 1. (Sigara) içiş.
2. Çekme, çekiş.
çekişmek Kavga etmek, dövüşmek; savaşmak.
çekmek 1. Çekmek, asılmak.
2. Çekmek, taşımak.
çemelenmek Hazırlanmak.
çemen 1. Buket.
2. Çimen.
çen 1. Tasavvur, tahmin, zan.
2. Hudut, sınır.
çenemek 1. Nişan almak.
2. Denemek, sınamak.
çenli Kadar, değin, dek.
çensiz 1. Ölçüsüz, sınırsız, sonsuz.
2. Pek, çok.
çensiz-çäksiz Sınırsız, ölçüsüz.
çep 1. Sol.
2. Dost değil, düşman.
çeper 1. Mahir, usta, maharetli, hamarat.
2. Sanat değeri olan, edebî.
çerkez Çölde yetişen bir bitki.
çertek Çardak.
çeşme 1. Çeşme, kaynak, memba, pınar.
2. Yatak (petrol vb.).
çet 1. Uç, kenar, ücra, kuytu.
2. Uzak.
3. Taraf, yan.
çetin Çetin.
çeýnemek Çiğnemek.
çigildem Lâle.
çigin Omuz.
çigit Çekirdek, tohum.
çigrek 1. Serinlik.
2. Soğuk algınlığı.
çigremek Serinlemek, soğumaya başlamak.
çil Sınır çizgisi, duvar.
çilik Ucu eğri sopayla yuvarlak kemiğe vurularak oynanan oyun.
çilim 1. Tütün.
2. Sigara.
çilim çekmek Sigara içmek.
çiňerilmek Dikkatle bakılmak, dik dik bakılmak.
çiş Sim, gümüş tel.
çlen Üye, aza.
çogmak 1. Kaynamak, kaynayıp taşmak.
2. Coşmak.
çokmak Gagalamak, gagasıyla vurmak.
çola Issız, kuytu, tenha, ücra.
çoluk Çoban yardımcısı, çoban yamağı, küçük çoban.
çopan Çoban, sığırtmaç.
çoýunmak Isınmak.
çozmak Atılmak, fırlamak, sıçramak, saldırmak.
çöket Engin, alçak, çukur.
çökmek Çökmek.
çöl Çöl, sahra.
çöllük Çöl yer, çöllük.
çölüstan Çöl yer, çöllük.
çöňňe Fersiz/bulanık gören (göz).
çöňňelik Fersizlik, bulanıklık (göz hakkında).
çöp 1. Çöp.
2. Ot, bitki.
çöplemek Toplamak, bir araya getirmek.
çörek Ekmek.
çöşmek Çözmek.
çöwürmek Çevirmek, altını üstüne getirmek, ters yüz etmek.
çözmek Çözmek.
çukur Çukur.
çuň Derin.
çüňk 1. Gaga.
2. Yol ve benzeri şeylerin kavuştuğu yer, köşe.
çünki Çünkü.
çüýretmek Çürütmek.
çüýşe 1. Cam.
2. Şişe.
çydam Tahammül, sabır.
çydamak Sabretmek, katlanmak, dayanmak, tahammül etmek.
çyg 1. Çiy, nem.
2. Ter.
3. Yağmur.
çygyr Sınır, hudut.
çykalga Çıkış yolu, çare.
çykardylmak Çıkartılmak.
çykarmak Çıkarmak.
çykmak Çıkmak.
çykylmak Çıkılmak.
çyn Hakikat, gerçek, doğru.
çynar Çınar.
çyplak Soğuk havada ince giyinen.
çyra Lâmba, kandil, ışık.
çyrpynyşmak Birlikte çırpınmak.
da Dahi, da.
daban Taban.
dabaraly 1. Görkemli, şatafatlı, debdebeli.
2. Önemli.
däde Baba.
dadyr-gymmat Kadir kıymet, değer.
dag¹ Dağ.
dag² Yara.
dagdan Dağlarda yetişen büyük bir ağaç olan “dağdan”dan, gümüş ve benzeri şeylerden yapılan; kadınların boyunlarına taktıkları ziynet eşyası; kolye.
daglamak Damga vurmak, damgalamak, markalamak, dağlamak.
dagly Yaralı.
dagy 1. Daha, başka, başkası.
2. Dahi, bile.
3. Dahi, da, de.
dahyl 1. İlgi, alâka.
2. Karışma, müdahale.
3. Katkı.
dakmak 1. Takmak, iliştirmek.
2. (Ad) vermek.
dakynmak Takınmak; bir şeyi üzerine takmak, iliştirmek.
däl 1. Değil.
2. Hayır, yok.
dalamak 1. Dövmek, dayak atmak, atışmak, dalamak.
2. Azarlamak, paylamak, verip veriştirmek.
dalaş 1. Tartışma, münakaşa, çekişme, atışma.
2. Döğüş, kavga, dalaş.
dalaş etmek Çekişmek, dövüşmek, kavga etmek.
däli Deli, divane.
däli-porhan Deli, aklını yitirmiş.
damar Damar.
damja Damla.
dammak Damlamak.
daň Tan yeri, tan, şafak.
daň atmak Tanyeri ağarmak, şafak sökmek.
dana 1. Bilgi sahibi, okumuş, bilgili.
2. Bilge.
däne Tane, tahıl tanesi.
daňmak Bağlamak, düğümlemek.
däp Gelenek, âdet, alışkanlık.
däp etmek Alışkanlık hâline getirmek, âdet edinmek.
däp-dessur Gelenek görenek, âdet, anane.
dar¹ Dar.
dar² Dar ağacı.
daragt Ağaç.
darak Tarak.
daramak Atılmak, saldırmak, hücum etmek.
daramak Taramak.
daranmak Taranmak.
daraýy Sık dokunmuş, kızıl ve yeşil renkli ince ipek kumaş.
dargamak Dağılmak, yayılmak.
däri 1. Barut.
2. Derman, ilâç.
dartmak Çekmek, germek.
darykmak Sıkıntı duymak, bunalmak, kederlenmek.
daş-töwerek Etraf, çevre, civar, ortalık.
daş¹ Taş.
daş² 1. Dış, dışarı, etraf, çevre.
2. Dış, dış görünüş, kılık kıyafet.
daş³ 1. Uzak.
2. Ayrı.
daşamak Taşımak, götürmek.
daşlaşmak Uzaklaşmak.
dat¹ Bağırma, feryat, çığlık, imdat.
dat² Tat, lezzet.
datly 1. Tatlı, hoş.
2. Tatlı, lezzetli.
datmak Tatmak.
daýanmak 1. Dayanmak, yaslanmak.
2. (Ümit) bağlamak.
daýaw 1. Dayanıklı, metin, sağlam.
2. Cüsseli, iri vücutlu, babayiğit.
daýhan Çiftçi, rençber.
daýym Daima, her zaman, sürekli.
daýza Teyze.
de Dahi, de.
degişmek 1. Değişmek.
2. Şakalaşmak.
degmek 1. Değmek, dokunmak, el sürmek.
2. Eş değerde olmak.
degre Çevre, etraf, civar.
degre-daş Çevre, etraf, civar.
dek Gibi, kadar.
del 1. Yabancı, yad.
2. Seyrek rastlanan, güçlükle bulunabilen, nadir, kıt.
del bolmak Kıt olmak, az bulunmak.
delil Delil.
delmirmek Birine acındıracak şekilde bakmak, yalvararak bakmak.
dem 1. Nefes, soluk.
2. An.
dem almak 1. Nefes almak, soluk almak, solumak.
2. Dinlenmek.
demir Demir.
demir ýol Demir yolu.
demlemek Demlemek.
deň 1. Denk, aynı, aynı seviyede, eşit, benzer.
2. Denk, karşı.
deň-duş Yaşıt, akran.
deňemek Bir tutmak, aynı değerde/düzeyde görmek, benzetmek.
deňiz Deniz.
deňlik Denklik, eşitlik.
dep
dep bolmak Defolmak.
dep etmek 1. Durdurmak, son vermek.
2. Önlemek, önüne geçmek.
3. Defetmek, kovmak.
depder Defter.
depe Tepe.
depmek Tepmek, tekmelemek.
depo Lokomotifler, vagonlar bulunan ve tamir edilen özel yer; tren atölyesi.
deprek Davul.
der Ter.
der dökmek Ter dökmek, çok çalışmak, zahmet çekmek.
dere İki dağın arasında kalan büyük çukur, vadi, koyak.
dereje 1. Derece.
2. Seviye, düzey.
derek¹ Kavak.
derek² Yer, mukâbil, karşılık.
dergah Huzur, kat.
derkar 1. Lüzumlu, gerekli, gerek, lâzım.
2. Faydalı.
derlemek Terlemek.
derman Derman, ilâç, deva.
derrew 1. Derhâl, hemen.
2. Çabuk.
ders Ders.
dert 1. Dert, hastalık.
2. Dert, sıkıntı.
derwaýys Gerekli, zorunlu, önemli.
derweze Kapı, avlu kapısı, giriş.
derwiş Derviş.
derýa Irmak, nehir, çay.
dessan Destan.
desse Deste, demet (çiçek, buğday vb.).
dessine Hemen, derhâl.
dessur Gelenek, örf, âdet.
dest 1. El.
2. Sıra, derece.
deşmek Delmek.
deýin Gibi, kadar.
didar Yüz, cemal, didar, güzel yüz.
dik Dik.
dik durmak Ayakta durmak, durmak, dikilmek.
dikelmek 1. Dikilmek, doğrulmak.
2. Yerinden kalkmak, ayağa kalkmak, doğrulmak.
3. Ortaya çıkmak, türemek.
dikmek 1. Dikmek, kaldırmak.
2. Batırmak, saplamak.
dil 1. Dil.
2. Esir.
dil bitmek Konuşmaya başlamak, dillenmek, dile gelmek.
dil ýetirmek Dil uzatmak, incitmek.
dildar Sevgili, yâr, yavuklu.
dile düşmek Anlamak, kavramak.
dile gelmek Dile gelmek, dillenmek.
dileg İstek, dilek, arzu.
dileg etmek Dilemek, istemek.
dilemek Dilemek, istemek, arzu etmek.
dilewar Hatip, konuşmacı.
dilim Dilim.
dillenmek Dillenmek, konuşmak, konuşmaya başlamak.
dilmek Dilmek, yarmak.
dilsizlik Az konuşma, konuşkan olmama, sessizlik.
din Din.
diň 1. Burç (kale).
2. Kule.
diň salmak 1. Kulak kesilmek, dikkatle dinlemek.
2. Dinlemek, işitmek.
diňe Yalnız, ancak, sadece, tek.
diňlemek Dinlemek.
diňleýji Dinleyen, dinleyici.
direg Destek, mesnet, direk.
diri Diri, canlı.
dirilmek Dirilmek, canlanmak.
diş Diş.
dişlemek Dişlemek, ısırmak.
diwana Divane, deli.
diwar Duvar.
diýar Yaşanan yer, diyar, yurt, ülke.
diýdirmek Dedirmek, söyletmek.
diýen¹ 1. Diye, denilen.
2. Adlı, isimli.
diýen² Şeklinde, şeklindeki, gibi bir.
diýilmek Denilmek, söylenmek.
diýip Diye, denilen.
diýişmek Söyleşmek, karşılıklı konuşmak, sohbet etmek, birbirine bir şeyler söylemek.
diýmek Demek, söylemek.
diýmek Demek, demek ki.
dodak Dudak.
doga Tılsım.
dogan Kardeş.
dogan-garyndaş Akraba, yakın.
doganlyk Kardeşlik.
dogmak Doğmak, dünyaya gelmek.
dogruçyl 1. Candan, içten, samimî.
2. İçtenlikle.
dogrudan Gerçekten, hakikaten.
dogry Doğru, düz.
dogulmak Doğrulmak, dünyaya getirilmek.
dok Tok.
dokamak Dokumak.
dokuz Dokuz.
dolamak Sarmak, dolamak.
dolanmak Dolanmak.
dolanyşyk Dönüşümlü olarak ekme yöntemi (tarım).
doldurmak Doldurmak.
dolmak 1. Dolmak.
2. Hayata geçmek, uygulanmak.
3. Sokulmak (kucak).
4. Tıkanmak, düğümlenmek (boğaz).
doly 1. Dolu.
2. Tok, yetkin.
3. Eksiksiz, iyice.
don Elbise; palto şeklinde erkek elbisesi.
doň ýürek Katı kalpli, taş yürekli, gaddar, zalim.
doňaklyk Donukluk, donmuşluk.
doňmak Donmak, buz tutmak.
dost Dost, ahbap, arkadaş.
dost-ýar Dost ve yâr.
dostluk Dostluk.
dowam Devam.
dowam etmek Devam etmek.
dowamly Devamlı, sürekli.
dowul Panik.
dowula düşmek Paniğe kapılmak.
dowzah Cehennem.
doýmak Doymak.
doýumlyk Doyumluk; doymaya yetecek kadar olan yiyecek.
doýurmak Doyurmak.
dökmek 1. Dökmek.
2. Saçmak, dağıtmak, yok etmek.
dökülmek Dökülmek.
dömmek 1. Fışkırmak, yararak çıkmak.
2. Birden ortaya çıkmak, türemek.
döndermek Döndürmek, çevirmek.
dönmek 1. Dönmek, çevrilmek.
2. Dönmek, geri dönmek.
döredijilik Yaratıcılık.
döremek Türemek, meydana gelmek, hasıl olmak.
döretmek 1. Türetmek, meydana getirmek.
2. Yaratmak.
dörmek 1. Karıştırmak, kurcalamak.
2. Aramak, araştırmak, kurcalamak, yoklamak.
dört Dört.
dörtleme Dörtleme, dörtlük.
döş Göğüs, bağır, döş, gerdan, sine.
döwlek Kırılgan, kolayca kırılan.
döwlet¹ Devlet.
döwlet² Baht, saadet, mutluluk.
döwmek 1. Kırmak.
2. Parçalamak, bozmak.
döwran 1. Kader, talih, devran.
2. Zaman, devir.
döwtalap 1. Teşne, susamış.
2. Çok istekli, şevkli.
döwüm Dilim, lokma.
döwür Devir, çağ.
döwürdeş Çağdaş, aynı çağda yaşayan, devirdeş.
döwüş Dövüş, kavga.
dözmek Tahammül etmek, sabretmek, dayanmak, katlanmak.
dul Evin içinin sağ veya sol yanı/köşesi.
dul Dul.
duman Duman, sis, pus.
dumly-duş Her taraf, dört bir yan.
dura-bara 1. Yavaş yavaş, ağır ağır.
2. Git gide, gittikçe.
duralga 1. Durak (otobüs vb. için).
2. Liman.
durmek 1. Durmak.
2. Ayağa kalkmak, dikilmek.
durmuş Hayat, ömür.
durna Turna.
durnukly 1. Dayanıklı, sabit, sağlam, kalıcı.
2. Kalıplaşmış, klişe.
durşuna Baştan başa, boydan boya, bütünüyle, büsbütün.
duruş Durma, duruş.
duş 1. Yan, yakın, çevre, etraf.
2. Yaşıt, akran.
duşman Düşman.
duşmek 1. Rastgelmek, karşılaşmak.
2. Uğramak, duçar olmak.
duşuşmak Karşılaşmak.
dutar Dutar; iki telli Türkmen çalgısı.
duwlanmak Yaslanmak.
duýdansyz Birdenbire, birden, aniden, habersiz, beklenmedik bir anda, anî.
duýdurmak Duyurmak, önceden haber vermek.
duýgudaşlyk 1. Aynı şeyleri düşünme / duyma ; duygudaşlık.
2. Acıma, merhamet.
duýgy Duygu, his.
duýmak Duymak, hissetmek, sezmek, anlamak.
duz Tuz.
duzak Tuzak, kapan.
dükan 1. Dükkân.
2. Mağaza.
dünýä Dünya.
dür İnci.
dürbi Dürbün.
dürli Türlü, çeşitli.
düşek 1. Döşek.
2. Yatak.
düşlemek Ara vermek, mola vermek.
düşmek¹ 1. İnmek.
2. Düşmek.
3. Anlamak, sezmek, farketmek.
düşmek² Suya girmek, yıkanmak.
düşnükli Açık, anlaşılır.
düşündirilmek Anlatılmak, açıklanmak.
düşündirmek Anlatmak, açıklamak.
düşünje 1. Düşünce, fikir.
2. Bilgi, malûmat.
düşünmek Anlamak, kavramak, bilmek.
düşürmek¹ 1. İndirmek.
2. İndirmek, boşaltmak.
düşürmek² Yıkamak, suya batırmak.
düwme 1. Düğme.
2. Kabarcık (suda).
düwünçek 1. Bohça, çıkın.
2. Düğüm, boğum.
3. Kavşak.
düýe Deve.
düýn Dün.
düýp 1. Dip.
2. Asıl, temel.
3. Kök.
düýş Düş, rüya.
düz Düz, düzgün, doğru.
düzgün 1. Sistem, düzen.
2. Kural.
düzgün-tertip Düzen, tertip, nizam, kural, kaide.
düzlük Doğruluk, dürüstlük.
düzmek Dizmek, sıralamak.
düzülmek 1. Dizilmek.
2. Toplanmak.
düzüm-düzüm Dizi dizi, saf saf.
dymdyrslyk 1. Sessiz sedasız.
2. Sessizlik, sükûnet.
dymmak Susmak, sesini çıkarmamak, sesini kesmek.
dymyşmak Hep birlikte susmak.
dynç 1. Tatil.
2. Sakin, rahat.
dynç almak Dinlenmek.
dynmak Kurtulmak, kendini kurtarmak.
dyrmaşmak Tırmanmak.
dyrnak 1. Tırnak.
2. Tırnak işareti.
dyz Diz.
dyzamak 1. Atılmak, yüklenmek.
2. Çalışmak, çabalamak.
eçilmek 1. Cömert davranmak, cömertlik etmek, vermek.
2. Çok olmak, bol olmak.
3. Ölçüyü kaçırmak.
eda Naz, işve, cilve.
edebiýat Edebiyat.
edenli Hamarat, becerikli, maharetli, yetenekli, kabiliyetli.
edep Edep, incelik, nezaket.
edermen Cesur, yürekli, yiğit.
edil 1. Tıpatıp, aynen, tıpkı.
2. Tam, iyice.
3. Güya, sanki.
edilmek Yapılmak, edilmek.
edinmek 1. Yapmak, hazırlamak.
2. Edinmek, temin etmek.
efir Hava boşluğu, yükseklik, hava.
eger Eğer.
egilmek Eğilmek.
egin 1. Omuz.
2. Üst, üst baş, sırt.
egin-eşik Üstbaş, elbise.
egirmek 1. Eğirmek.
2. Bir yere veya bir şeyin etrafına toplamak.
eglenmek Geç kalmak, gecikmek, vaktinde gelmemek.
egmek Eğmek.
egri Eğri.
ejap Utanma, hicap, haya.
ejap etmek Utanmak, haya etmek.
eje Ana, anne.
ejiz Güçsüz, âciz, zavallı.
ejizlemek Güçsüzleşmek, güçten düşmek, gücünü yitirmek.
eken İmiş.
ekeni İmiş.
ekerançy Çiftçi.
ekilmek Ekilmek.
ekin 1. Ekilen şey; ekin, sebze vb.
2. Tarla, ekili alan.
3. Ekme, ekiş.
eklemek Beslemek, bakmak, koruyup büyütmek.
ekmek 1. Ekmek, dikmek.
2. Kırmak, dağıtmak, işe yaramaz hâle getirmek.
el 1. El.
2. Kol.
el bermek 1. El ele vermek.
2. Anlaşmak, uzlaşmak.
3. El uzatmak.
elbetde Elbette, şüphesiz, kuşkusuz.
elek Elek.
elenmek 1. Titremek, sallanmak.
2. Sıkıntı/güçlük çekmek, ezilmek.
elhenç 1. Korkunç.
2. Sert, şiddetli.
elin 1. Eliyle.
2. Kendin, kendini.
elli Elli (sayı).
elli-bizar Bıkma, bezme.
elmydam Daima, sürekli, devamlı, hep.
elmydama bk. elmıdam.
elpe-şelpelik Varlıklı yaşama, güvenceli bir şekilde hayat sürme.
eltmek Götürmek, iletmek, teslim etmek.
elwan Açık kırmızı, kırmızı, kızıl.
em İlâç.
em etmek 1. Çare bulmak, derde deva bulmak, hastalığı iyileştirmek.
2. Islah etmek, iyi duruma getirmek.
emdirmek Emdirmek, emzirmek.
emel 1. Meslek, iş.
2. Hile, kurnazlık.
emel etmek 1. İş yapmak, çalışmak, yapmak, etmek.
2. Başarmak, becermek.
3. Hile yapmak.
emeldar Memur, görevli.
emir Emir, buyruk.
emläk Mülk.
emma Ama, ancak, fakat, lâkin.
emme Meme, göğüs (çocuk dilinde).
emmek Emmek.
emr bk. emir.
emr etmek 1. Emretmek, buyurmak.
2. Hükmetmek, hüküm sürmek.
enaýy İyi, güzel, muhteşem, harika, fevkalâde.
ençe bk. ençeme.
ençeme 1. O kadar, bu kadar, bunca.
2. Birçok.
3. Defalarca.
4. Nice.
endik 1. Alışkanlık, âdet, huy.
2. Beceri, eli yatkınlık, meleke.
endik etmek Alışkanlık hâline getirmek, âdet edinmek, alışmak.
endiremek Zangır zangır titremek.
ene 1. Ana, anne.
2. Baba anne, büyük anne, nine.
ene-ata Ana baba.
eňek Çene.
eňek etmek Mücadele etmek, uğraşmak, çabalamak.
eňmek 1. İnmek.
2. Azalmak, inmek.
3. Hücum etmek, saldırmak, atılmak, yüklenmek.
4. Koşarak gitmek, acele gitmek.
eňremek Ağlamak, göz yaşı dökmek.
entek Hâlen, şimdilik, henüz, daha, şimdi.
epgek Alevli sıcak, çok sıcak.
epos Destan.
erbet Kötü, fena.
eremek Erimek.
eren Ermiş, veli.
eretmek Eritmek.
erik Kayısı.
erin Dudak.
erjel Israrlı, azimli.
erk 1. İrade, arzu, istek.
2. Azim.
erk etmek 1. Dediği/dilediği her şeyi yaptırmak, hükmetmek.
2. Kendine hakim olmak.
erkana Hür, bağımsız, serbest, özgür.
erkek Erkek.
erkin Azat, hür, serbest, bağımsız, özgür.
erkinlik Hürriyet, hürlük, bağımsızlık, özgürlük, serbestlik.
erte bk. ertir.
erteki Masal.
ertir 1. Yarın, ertesi gün.
2. Sabah.
esas Esas, asıl.
esasan Esasen.
esaslanmak Dayanmak.
esasy Başlıca, esas, asıl.
eser Eser.
esetmek 1. Göz kulak olmak, bakmak, gözetmek.
2. Bakmak, görmek, seyretmek, izlemek.
esger Asker.
esgerlik Askerlik.
esli Epey, epeyi, epeyce, hayli, bir hayli.
esse Kat, misli.
eşek Eşek, merkep.
eşidilmek İşitilmek, duyulmak.
eşik 1. Elbise.
2. Örtü, kap.
eşitmek İşitmek, duymak.
eşret Mutlu yaşama.
et Et.
etek Etek.
etmek Yapmak, etmek.
etýud Etüt, inceleme, araştırma, ön çalışma, mütalâa, müzakere.
Aman, ey, hey, heyhat!
eýe 1. Sahip, mal sahibi.
2. Cin, şeytan.
eýe bolmak Sahip olmak, sahiplenmek, sahip çıkmak.
eýerlemek Eyerlemek.
eýermek Takip etmek, izlemek, (bir şeye göre) hareket etmek.
eýgilik İyilik, güzellik, hayır.
eýlemek Etmek, eylemek, yapmak.
eýsem 1. O zaman, o hâlde, öyleyse.
2. Yoksa.
eýwan Hol, sofa.
eýýäm 1. Artık.
2. Daha.
3. Çoktan, çoktan beri.
ezilmek Islanmak.
eziz Aziz, kıymetli, sevgili.
Ezraýyl Melek adı; Azrail.
fabrik Fabrika.
forma 1. Forma.
2. Şekil, biçim.
3. Kalıp.
Fransuz Millet adı; Fransız.
front Cephe (savaş).
gaba 1. Büyük, iri, kaba, şişkin, kalın.
2. Çok, fazla.
gabamak Çevirmek, kuşatmak.
gabanmak Kıskanmak.
gabarçyk 1. Nasır.
2. Vücudun su toplayan yeri, kabarcık.
gabat Karşı, karşı taraf.
gabat gelmek Karşılaşmak, rastlamak.
gäbi azmak Yoldan çıkmak, dengesi bozulmak, aklını yitirmek, çıldırmak.
gabsa 1. Kapı.
2. Kanat (pencere).
gabyr Kabir, mezar, sanduka.
gaça durmak Uzak durmak, uzaklaşmak.
gaçmak 1. Kaçmak.
2. Düşmek.
gaçyrmak 1. Kaçırmak.
2. Düşürmek.
3. Yitirmek.
4. Dökmek, damlatmak.
gadam 1. Adım.
2. Ayak.
gadam basmak 1. Ayak basmak.
2. Adım atmak, yürümek, hareket etmek, gitmek.
gadam goýmak 1. Ayak basmak.
2. Adım atmak, yürümek, hareket etmek.
gadam urmak 1. Ayak basmak.
2. Adım atmak, yürümek, hareket etmek.
gadym Çok önceki, çok eski, eski.
gadymy Eski, kadim.
gadyr 1. Saygı, hürmet.
2. Kıymet, değer.
gadyr etmek 1. Saygı duymak, saygı göstermek, hürmet etmek.
2. Değer vermek.
gadyrdan Kadirşinas, değerbilir.
gadyrly 1. Hürmetli, saygılı.
2. Kıymetli, değerli.
gagşamak Titremek.
gahar Öfke, hiddet, kızgınlık.
gahar etmek Öfkelenmek, hiddetlenmek, kızmak, sinirlenmek.
gaharly Kızgın, öfkeli.
gahatlyk 1. Kıtlık.
2. Azlık, seyreklik.
gahryman Kahraman, yiğit.
gala 1. Kale.
2. Şehir, köy.
galam Kalem.
galapyn 1. Çoğunluk, ekseriyet.
2. Çoğunlukla.
galaýy Kalaylı.
galdyrmak Bırakmak, alıkoymak.
galdyrmak Kaldırmak.
galgamak Hareket etmek, sallanmak.
galgatmak Hareket ettirmek, sallamak.
galkan Kalkan.
galkmak Kalkmak.
galkynmak 1. Kalkmak.
2. Yükselmek.
galkyşmak Birlikte kalkmak/yükselmek.
galla Tane, tohum, tahıl.
galmak 1. Kalmak.
2. Durmak, kalmak (yardımcı fiil).
galmak 1. Kalkmak.
2. Kalkmak, yükselmek, yükseğe çıkmak, uçmak.
galpak Küçük çocukların henüz kesilmemiş saçı.
galplyk Gerçek olmama, yalan, hile.
galpyldamak Üşümekten veya korkmaktan dolayı titremek.
galtaman Haramî, hırsız, haydut, eşkıya.
galyň III 1. Birkaç.
2. Bazı.
galyň¹ Kalın.
galyň² Başlık parası
galyp Kalıp.
galyşmak Birlikte kalmak.
gam Gam, kaygı, keder.
gamçy urmak Kamçıyla vurmak, kamçılamak.
gamçylamak Kamçılamak, kamçıyla vurmak.
gämi Gemi.
gämik Filiz, sürgün.
gamyny iýmek Sıkıntısını çekmek/duymak, endişesini taşımak.
gamyş Kamış, saz.
gamza Gamze, nazlı bakış, keskin bakış.
gan Kan.
ganat Kanat.
ganat germek 1. Kanat germek, korumak, himayesine almak.
2. Kanat germek, uçmak için hazırlanmak.
ganat kakmak Kanat çırpmak.
gandym Bir tür bitki.
ganmak Susuzluğu gitmek, kanmak.
gant Şeker.
ganym Düşman, hasım.
gaňyrmak 1. Eğmek, bükmek, kanırmak.
2. Sökmek, çıkarmak.
gap 1. Kutu.
2. Kap.
gapak Kapak, tıpa, tapa.
gapan Tuzak.
gapdal Böğür, yan.
gapjyk Cüzdan.
gapma-garşylyk Çelişki, zıtlık.
gapmak Kapmak.
gapy Kapı.
gapyçy Kapı bekçisi.
gapyl Gâfil, cahil, bilgisiz.2. Ansızın, birdenbire.
gar Kar.
gara 1. Kara.
2. Slûet, gölge, karaltı.
3. Dış taraf, dış görünüş.
4. İftira.
5. Kötü, uğursuz, sıkıntılı.
gara gün Sıkıntılı gün, ağır hayat şartlarının yaşandığı gün, kara gün, kötü gün.
garabagyr İyi kalpli, başkalarına yardıma hazır.
garagol Haşarı, yaramaz.
garakçy Yağmacı, haydut.
garaköl Astragan.
garalmak Kararmak.
garaly Kara erik.
garamak Bakmak.
garamal Büyükbaş hayvan.
garamaňlaý Talihsiz.
garamat 1. Günah, suç, kabahat.
2. İftira.
garaňky Karanlık.
garaňkyramak Kararmak.
garaşmak Beklemek, gözlemek.
garaşsyz Bağımsız.
garawul Bekçi, muhafız, nöbetçi.
garaýyş 1. Bakma, bakış.
2. Dünya görüşü.
garaz Sözün kısası, kısacası, nihayet.
garbanmak Bir şeyler atıştırmak, yemek.
gardaş Kardeş, birader.
garga Karga.
garganmak Beddua/kargış etmek, ilenmek.
gargyş Beddua, kargış, lânet.
gark
gark etmek Gark etmek, boğmak.
garlawaç Kırlangıç.
garmak Karmak, karıştırmak.
garmon Üstündeki düğmelere veya tuşlara basarak, metal dilcikleri titreme yoluyla çalınan körüklü, elde taşınabilir bir çalgı; akordeon.
garnizon Garnizon.
garpyşmak 1. Dalaşmak, ağız kavgası etmek.
2. Çarpışmak.
3. Kucaklaşmak, birbirine sarılmak.
garpyz Karpuz.
garramak Yaşlanmak, ihtiyarlamak.
garratmak Yaşlanmasına sebep olmak, ihtiyarlatmak, kocatmak, kocaltmak.
garry İhtiyar, yaşlı.
garrylyk İhtiyarlık, yaşlılık.
garsak Soluk kahverengi, karnı beyaz tüylü, kısa kulaklı, postundan kürk yapılan bir memeli türü; karsak.
garşy almak Karşılamak.
garşy gitmek Karşı koymak, direnmek.
garşy-garşy Ters ters.
garşy¹ 1. Karşı.
2. Ters.
garşy² Her zaman, sürekli, hep, sık sık, tekrar tekrar.
garşylamak Karşılamak.
gartaň Yaşlanmaya başlayan, yaşlanan, yaşlı, ihtiyar.
garylmak Karılmak, karıştırılmak.
garyn Karın.
garyndaş Akraba.
garynja Karınca.
garyp Fakir, yoksul, garip.
garyp-gasar Fakir, yoksul, fakir fukara.
garypçylyk Fakirlik, yoksulluk.
garyşmak Karışmak.
gasyn 1. Kıvrım.
2. Kırışık, buruşuk.
gaş 1. Kaş.
2. Karşı, ön.
gat Kat, tabaka.
gatbar-gatbar Katmer katmer, kat kat.
gatmak Katmak, ilâve temek.
gatnamak Sürekli gidip gelmek.
gatnaşyk İlişki, bağlantı.
gaty 1. Katı, sert, pek, tıkız.
2. Pek, çok.
3. İyi, iyice.
gaty görmek Gücenmek, darılmak, kırılmak.
gaty gülmek Kahkahayla gülmek, yüksek sesle gülmek.
gatyk Yoğurt.
gatyşmak Karışmak, karılmak, katılmak.
gawun Kavun.
gäwür Gâvur.
gaý 1. Tipi, güçlü/dondurucu soğuk, fırtına.
2. Savaş, harp.
gaýa Kaya.
gaýga batmak Kaygılanmak, kederlenmek, tasalanmak, gamlanmak, kedere bürünmek.
gaýga gitmek Kedere bürünmek, kederlenmek.
gaýgy Kaygı, keder, dert, sıkıntı, üzüntü, gam.
gaýgy-gam Kaygı, keder, üzüntü.
gaýgy-gussa Kaygı, keder, gam.
gaýgy-hasrat Kaygı, keder, elem.
gaýgyrmak Esirgemek, acımak.
gaýmak Kaymak, hızlıca gitmek.
gaýmak Kaymak (sütteki).
gaýmalaşmak Telâşla oraya buraya koşmak, koşuşturmak.
gaýnamak Kaynamak, pişmek.
gaýnatmak Kaynatmak, pişirmek.
gaýra 1. Kuzeydoğu.
2. Arka, geri, art, iz.
gaýrat 1. İrade.
2. Azim, gayret.
3. Cesaret.
gaýrat etmek Gayret etmek, çalışmak.
gaýratly 1. Gayretli.
2. Cesaretli, yürekli.
gaýry Başka, gayrı, diğer.
gaýta 1. Tekrar.
2. Geri.
gaýtalamak 1. Tekrar etmek, tekrarlamak.
2. Yeniden belirmek, tazelemek (yara, hastalık vb.).
gaýtalanmak 1. Tekrar edilmek, tekrarlanmak.
2. Yeniden ortaya çıkmak, tazelenmek (hastalık, yara vb.).
gaýtarmak 1. Geri çevirmek, defetmek.
2. Geri koymak.
gaýtmak Dönmek, geri dönmek.
gaýyk Kayık, sandal.
gaýym 1. Dayanıklı, sağlam, sıkı.
2. Sebatlı, yılmaz.
3. Rahat.
4. Elverişli, uygun, müsait.
gaýyp Kayıp.
gaýyp bolmak Kaybolmak, yitmek.
gaz Kaz.
gaz 1. Gaz.
2. Hava gazı.
Gazak Kazak.
gazal Gazel.
gazan Kazan.
gazanmak Kazanmak.
gazap Gazap, öfke, hiddet, kızgınlık.
gazap etmek Kızmak, öfkelenmek, hiddetlenmek.
gazet Gazete.
gazly Gazlı.
gazly suw Gazoz.
gazmak Kazmak, eşmek.
gazy Sulama kanallarını, arkları kazma işi; kanal kazma.
gazyk Kazık.
gazylmak Kazılmak, eşilmek.
geçi Keçi.
geçirilmek 1. Geçirilmek.
2. Yapılmak.
geçirmek Geçirmek.
geçmek 1. Geçmek.
2. Bağışlamak (suç, günah).
3. Girmek, katılmak.
geçmiş 1. Geçmiş.
2. Geçmiş, olmuş, bitmiş.
gedaý Dilenci.
gedem Mağrur, gururlu, kibirli.
gelin Gelin.
gelinlik Gelinlik.
geliş Gelme, geliş.
geljek Gelecek, istikbal.
gelmek 1. Gelmek.
2. (Meydana) gelmek.
gelneje Yenge.
gelşik Yakışık, yaraşık, güzel görünme.
gemirmek Kemirmek.
geň Hayret verici, şaşırtıcı, tuhaf.
genç Servet, zenginlik.
general General.
geňirgenmek Birine veya bir şeye şaşırmak.
geňsi 1. Mükemmel, şahane, nefis, enfes, iyi, güzel, fevkalâde.
2. Bir hoş, garip, tuhaf, şaşırtıcı.
geolog Jeolog, jeoloji uzmanı/mühendisi.
gep Söz, lâf.
geplemek Konuşmak, söylemek, bahsetmek.
gepleşmek Konuşmak, sohbet etmek, fikir alış verişinde bulunmak.
gepletmek Konuşturmak, söyletmek.
gerçek Yiğit, babayiğit, cesur.
gerden Omuz.
gerek Gerek, lâzım, gerekli, lüzumlu.
gerek bolmak Gerekmek, ihtiyaç olmak, gerek duyulmak.
geriş 1. Sıradağ(lar).
2. Sırt, bel.
germek Germek, açmak, genişletmek.
getirmek 1. Getirmek.
2. Sıralamak, peş peşe söylemek.
geýilmek Giyilmek.
geýim Elbise, giysi, kıyafet.
geýim-gejim Giyim kuşam, üstbaş.
geýmek Giymek.
gezek 1. Kere, defa, kez.
2. Sıra.
gezmek Gezmek.
giç Geç, geç vakit.
gidermek 1. Aldırmak, kaptırmak.
2. Gidermek, ortadan kaldırmak.
gije Gece, geceleyin.
gije-gündiz Gece gündüz.
gijemek Kaşınmak.
giň 1. Geniş, ferah (yer).
2. Geniş, dolgun (vücut).
giňemek Genişlemek.
giňlik Genişlik.
giriftar Tutulma, yakalanma.
girmek 1. Girmek.
2. Bürünmek, bir şeyin şekline girmek.
gitmek 1. Gitmek.
2. Dünyadan göçmek, ölmek.
gizlemek Gizlemek, saklamak.
gizlenmek Gizlenmek, saklanmak.
gizlin 1. Gizlice, gizli olarak.
2. Gizli, için için.
goç Koç.
goç ýigit Bahadır, koç yiğit, gerçek yiğit.
goçak Büyük, iri.
goh Hayhuy, bağrışma, çığrışma, hırgür.
goja 1. İhtiyar, yaşlı, koca.
2. Üstünden çok yıl, asır geçmiş olan; eski, yaşlı.
gojamaan Üstünden çok yıl, asır geçmiş olan; eski, yaşlı.
gol Büyük kum tepeleri arasında bulunan ve uzayıp giden çukurluk.
gol 1. El.
2. Kol.
3. Dal (ağaç).
golaý Yakın.
golça 1. Bakraç, kova.
2. Testi.
goldamak Birini desteklemek, kollamak.
goldaw Destek, yardım, himaye.
goldaw bermek Yardım etmek, desteklemek, destek vermek, himaye etmek.
gom 1. Şiddetli fırtına yüzünden denizde meydana gelen büyük/güçlü dalga.
2. Fırtına.
gonmak Konmak, oturmak, yerleşmek.
goňşy Komşu.
goňur Boza çalan kahverengi.
gopmak 1. Kopmak.
2. Ayağa kalkmak, türemek.
3. Kırılmak.
gor Kor.
goramak Korumak.
goraýjy Koruyucu.
gorka Korka korka, korkarak.
gorkmak Korkmak.
gorkuly Korkulu, korkunç.
gorkuzmak Korkutmak, ürkütmek.
gorky Korku.
gorp Hendek, çukur, obruk.
goş Mal, eşya, öteberi, pılı pırtı.
goşa¹ Çift, çifte, çatal.
goşa² Av tüfeği, çifte.
goşalamak 1. Çiftleştirmek.
2. Çiftlemek.
goşar Bilek.
goşawuçlamak Ellerini birleştirip iki avucuyla almak, avuçlamak.
goşgy Şiir.
goşmak 1. Katmak, eklemek, ilâve etmek.
2. Düzmek, yazmak (şiir).
goşulmak Katılmak, beraber olmak.
goşun Ordu.
gowa Kova.
gowaça Kendisinden pamuk toplanan bitki; pamuk.
gowak Kovuk.
gowga 1. Gürültü, patırtı.
2. Hırgür, kavga.
gowşatmak 1. Gevşetmek, zayıflatmak.
2. Gücünü azaltmak.
gowşurmak 1. Sunmak.
2. Götürmek, iletmek, ulaştırmak, kavuşturmak.
gowulaşmak İyileşmek, düzelmek.
gowy İyi, güzel.
gowzatmak 1. Küçültmek.
2. Azaltmak.
2. Boşaltmak.
goýbermek Serbest bırakmak, salıvermek.
goýmak Koymak, bırakmak.
goýun Koyun.
goza Koza.
gozgamak Kurcalamak, karıştırmak, deşmek.
göç 1. Göç.
2. Hareket, manevra.
göçgün 1. Heyecan.
2. Öfke.
3. Sıcak, kızgınlık, hararet.
göçgünli 1. Heyecanlı.
2. Gürültülü, patırtılı, şamatalı, tantanalı.
3. Fırtınalı.
4. Öfkeli.
göçmek 1. Göçmek, hareket etmek, hareketlenmek.
2. Patlamak, ateşlenmek.
gögerçin Güvercin.
gögümtil Mavimsi.
gök 1. Gök, gök yüzü.
2. Gök, mavi.
3. Yeşil.
4. Çakır (göz).
5. Sebze.
gömmek 1. Gömmek.
2. Bir şeyin üzerini örtmek/kapatmak.
gömülmek Gömülmek; kum, toprak vb. şeylerle üstü örtülmek.
göndermek Göndermek.
gönenmek Gönenmek, tadını çıkarmak, zevk almak.
gönezlik Maya.
göni Doğru, düz, dik, direk, ok gibi.
gör Kabir, mezar.
görä Göre.
göreç Göz bebeği.
göreş 1. Güreş.
2. Mücadele, savaş.
göreş tutmak 1. Güreşmek, güreş tutmak.
2. Mücadele etmek, savaşmak.
göreşmek 1. Güreşmek, güreş tutmak.
2. Mücadele etmek, savaşmak.
görgi Cefa, sıkıntı, eziyet.
görgüli Çilekeş, çok çile çekmiş kimse.
görip Kıskanç, hasetçi.
görk 1. Güzellik, yüz güzelliği.
2. Süs, ziynet, güzel görünüş.
görkeziji Gösterici, gösteren.
görkezmek Göstermek.
görmegeý Güzel, alımlı, çekici, zarif, yakışıklı.
görmek 1. Görmek.
2. Bakmak.
görnüş¹ 1. Görünüş.
2. Manzara.
görnüş² 1. Şekil, biçim.
2. Tür, çeşit.
görnüş³ Sahne, perde.
görülmek 1. Görülmek.
2. Anlaşılmak.
görünmek Görünmek.
görüşmek 1. Görüşmek.
2. Tokalaşmak.
gös-öni Dosdoğru.
göterilmek 1. Kaldırılmak, yükseltilmek, uçurulmak.
2. Taşınmak.
götermek 1. Kaldırmak, yükseltmek, uçurmak.
2. Taşımak.
göwher İnci, gevher.
göwnemek 1. Razı olmak.
2. Kabul etmek.
göwre 1. Gövde, vücut.
2. Cüsse, endam.
göwreli Gebe, hamile.
göwün 1. Gönül, yürek.
2. Can.
göwün açmak Eğlenmek, keyif sürmek.
göwün götermek 1. Şevk vermek şevklendirmek.
3. Coşturmak, uçurmak.
göwünlik bermek Teselli/moral vermek.
göwüs Göğüs.
göýä Güya, sanki, sözde.
göýdük Cılız, sıska.
göz Göz.
göz aýlamak Göz gezdirmek, bakınmak.
göz bolmak Bakmak, gözetmek.
göz öňüne gelmek Göz önüne gelmek, canlanmak.
göz ýetirmek Anlamak, kavramak, sezmek.
gözbaş 1. Kaynak (ışık, ilham vb.).
2. Kaynak (su).
3. Kaynak, köken.
gözden gizlemek Saklamak, gizlemek, örtmek.
gözden ýitmek Gözden kaybolmak, görünmez olmak.
göze ilmek Göze ilişmek, görünmek.
gözel 1. Güzel.
2. Mamur, bayındır.
gözellik Güzellik.
gözleg 1. Arama, araştırma, keşif.
2. İstek, arzu, heves, dilek, özlem.
gözlemek 1. Gözlemek, bakmak.
2. Aramak, izlemek.
gözli kör İyiyi kötüden ayıramayan, düşüncesiz, cahil.
gözýaş Göz yaşı.
gözýetim Ufuk.
guçmak Kucaklamak, sarmak.
gudrat 1. Kudret, güç.
2. Mucize.
3. Zor, bin bir güçlük.
4. Hız.
guduz açmak Kudurmak.
gujak Kucak.
gujak açmak Kucak açmak.
gujaklamak Kucaklamak.
gujaklaşmak Kucaklaşmak.
gul Kul, köle.
gulak 1. Kulak.
2. Tetik (tüfek).
3. Küçük su kanalının yana çevrildiği yerdeki büküm.
gulak asmak Dinlemek, kulak vermek.
gulak salmak 1. İtaat etmek, dinlemek.
2. Dinlemek, kulak vermek.
gulluk 1. Çalışma, iş, görev.
2. Hizmet.
3. Kulluk, kölelik.
gulluk etmek 1. Çalışmak, görev yapmak.
2. Hizmet etmek.
gulpak Zülüf, kâkül.
gum 1. Kum, kumu çok olan çöllük yer.
2. Toprak, toz.
gumak Kumsal, kumluk yer.
gumgukluk Çok sessiz.
gumly 1. Kumlu, kumu bol olan.
2. Çöllü; çölde oturan, çölde yaşayan.
gumry Kumru.
gumursa Karınca.
gunça Gonca.
gural Cihaz, alet, araç.
guramak Kurumak.
guramak 1. Kurmak.
2. Organize etmek, düzenlemek.
gurban Kurban, kurbanlık.
gurban bolmak Kurban olmak, kendini feda etmek.
gurban etmek Kurban etmek.
Gurhan Kur’ân.
gurjak İnsana/hayvana benzer çocuk oyuncağı.
gurmak 1. Kurmak.
2. Yapmak, inşa etmek.
gurp 1. Güç, kuvvet.
2. Mal, mülk, varlık.
gursak Göğüs, sine.
gurulmak Kurulmak.
gurultaý 1. Kongre, kurultay.
2. Toplantı.
gury¹ Kuru.
gury² Boş, nafile.
gussa Elem, tasa, kaygı, gam, üzüntü, keder.
gussalylyk Kederlilik.
guş Kuş.
guşluk Kuşluk, kuşluk vakti.
gutarmak 1. Bitmek, sona ermek.
2. Bitirmek, sona erdirmek.
3. Kurtarmak.
gutlag Kutlama, tebrik.
gutlamak Kutlamak, tebrik etmek.
gutly Kutlu.
guw Kuğu.
guwanç 1. Kıvanç, gurur, iftihar.
2. Sevinç.
guwandyrmak 1. Sevindirmek.
2. Müjdelemek.
guwanmak 1. Kıvanmak, iftihar etmek, gurur duymak, kıvanç duymak, övünmek.
2. Sevinmek.
guýmak 1. Dökmek.
2. Çiselemek, serpmek.
guýruk Kuyruk.
guýulmak Dökülmek.
guýy Kuyu.
guzy Kuzu.
güberilmek 1. Şişmek, kabarmak.
2. Kibirlenmek, böbürlenmek.
gübürdetmek Gürültü çıkarmak.
güjeňlemek Göstermek, sergilemek, ortaya koymak.
güjüm Dalları ince, gür yapraklı, meyvesi olmayan büyük bir ağaç.
gül 1. Çiçek.
2. Gül.
gülaby Dışı ağ gibi benek benek, sarı renkli, etli bir kavun türü.
gülälek Yazın kırlarda, özellikle ekin tarlalarında yetişen, kırmızı ve büyük çiçekli bir bitki; gelincik.
güldürmek Güldürmek.
gülgün Kırmızı, kızıl, gül renkli, gül renginde.
güllemek Çiçek açmak, çiçeklenmek.
gülmek Gülmek.
gülümsiremek Gülümsemek.
gülzar Gül bahçesi.
güman Şüphe, kuşku.
gümra Bir şeyle aşırı derecede ilgilenme.
gün 1. Gün.
2. Güneş.
gün görmek Geçimini sağlamak, yaşamak için gerekenleri temin etmek, yaşamak.
günä 1. Günah.
2. Suç, kabahat.
günbatar Batı.
günde Her gün, daima, hep.
gündiz Gündüz.
gündogar Doğu.
güneş Güneş.
güňleç Boğuk.
günorta 1. Güney.
2. Öğle (vakti).
günortan Öğle, öğleyin.
gür Gür.
gürlemek Konuşmak, bahsetmek.
gürleşmek Fikir alış verişinde bulunmak, sohbet etmek, konuşmak.
gürrüň Sohbet, konuşma.
gürsüldemek 1. Çarpmak.
2. Gümbürdemek.
güwä geçmek Delil olmak, şahitlik etmek.
güýç Güç, kuvvet.
güýçlendirmek Güçlendirmek, gücünü arttırmak.
güýçlenmek Güçlenmek, gücü artmak.
güýçli Güçlü, kuvvetli.
güýjelmek Artmak, yoğunlaşmak, şiddetlenmek, hızlanmak.
güýlünmek 1. Kırkılmak ya da kesilmek için dört ayağı bağlanmak.
2. Kıvrılıp yatmak.
güýmemek Oyalamak, meşgûl etmek, eğlemek.
güýz Güz, son bahar.
güzer Geçit.
gybat Gıybet, dedikodu.
gybatkeş Dedikoducu, dedikodu/gıybet eden.
gygyrmak Bağırmak, seslenmek, çağırmak.
gyjak Perdesiz ve üç telli bir çalgı aleti.
gyjyt bermek Sitem etmek, kınamak, yüzüne vurmak.
gykylyk 1. Velvele, zırıltı, gürültü.
2. Yaygara.
gyl Kıl.
gylaw 1. Öfke, sinir.
2. (Kesici/delici) uç, ağız.
gylaw almak 1. Yaptığı bir iş rast gidince şımarmak, ne yapacağını şaşırmak.
2. Keyiflenmek, keyif çatmak.
gylawly Hevesli, istekli, şevkli.
gylyç Kılıç.
gylyk Davranış, huy, seciye, tıynet, kisve, görünüş.
gylyk-häsiýet Karakter, davranış, huy.
gymmat 1. Kıymetli, değerli.
2. Kıymet, değer.
3. Pahalı.
gyn Kın.
gyňaç Baş örtüsü.
gynanç Keder, üzüntü.
gynançly 1. Kederli, üzüntülü, dertli.
2. Acıklı.
gynanmak Kahırlanmak, tasalanmak, kederlenmek, üzülmek.
gyňyr 1. Öfkeli, kızgın, hırçın.
2. Zalim.
gypyşmak Birbirine göz kırpmak.
gyr Kır (renk).
gyr Kır, bozkır, step.
gyra Kenar.
gyran Bir para birimi.
gyraw Kırağı.
gyrgyn Kıyım, toplu ölüm.
gyrgynçylyk Katliam.
Gyrgyz Kırgız.
gyrmak Yok etmek, öldürmek.
gyrmyldamak Kımıldamak, kıpırdamak, hareket etmek.
gyrmyzy Al, kırmızı, kızıl.
gyrylmak Kırılmak, hep birlikte ölmek, büsbütün yok olmak.
gysga Kısa.
gysgaldylmak Kısaltılmak.
gysganç Cimri.
gysganmak Esirgemek, acımak, kıyamamak.
gysmak 1. Kısmak.
2. Sıkmak, sıkıştırmak.
3. Sıkıntı vermek, eziyet/işkence etmek.
gyssamak Acele ettirmek, sıkıştırmak.
gyssanmak Çabuk davranmak, acele etmek, acelesi olmak.
gysymlamak Eliyle sıkıp tutmak, avuçlamak.
gyş Kış.
gyt Kıt, çok az bulunan, nadir.
gyýa Eğri, yamuk, bükük.
gyýçak Sivri, keskin.
gyýmak Kıymak, esirgememek, feda etmek.
gyýylmak 1. Kıyılmak, dilinmek, keskin bir şeyle kesilmek.
2. Çatlamak.
gyz Kız.
gyzarmak Kızarmak.
gyzartmak Kızartmak.
gyzgyn Sıcak, kızgın.
gyzma Asabî, hırçın, kızgın, öfkeli.
gyzmaç Asabî, hırçın, kızgın, öfkeli.
gyzmaçlyk Asabîlik, hırçınlık, kızgınlık.
gyzmak 1. Kızmak, ısınmak.
2. Kızmak, öfkelenmek.
3. Kızışmak, hızlanmak, hareketlenmek.
gyzykly İlginç, enteresan.
gyzyl¹ Kırmızı, kızıl, al.
gyzyl² Altın.
Evet, ha.
habar Haber.
habar almak Haber almak, bilgilenmek.
habar bermek Haber/bilgi vermek, bildirmek, bilgilendirmek.
habarlaşmak Haberleşmek.
habarly Haberli, haberdar.
haçan Ne zaman.
hak¹ 1. Doğru, gerçek, hak, hakikat.
2. Doğrusu.
Hak² Allah, Hak.
hakda bk. hakında.
häkim Hükümdar, yurt sahibi, hakimiyet sahibi.
haklamak Ödemek, hakkını vermek, yerine getirmek.
hakykat Hakikat, gerçek.
hakykatdan Hakikaten, gerçekten.
hakyky Hakikî.
hakyna tutmak Kiralamak.
hakynda 1. Hakkında.
2. Konuda, konusunda.
hal Hâl, durum, vaziyet.
halal 1. Helâl.
2. Saf, temiz.
3. Gerçek, doğru, hakikî.
4. Kanunî.
halamak Beğenmek, hoşlanmak.
halas Halâs, kurtulma, kurtuluş.
halas edilmek Kurtarılmak.
halas etmek Kurtarmak.
halat 1. Giyecek, elbise.
2. Önlük.
3. Hediye, armağan.
häli-häzir Şimdi, bu gün, hâlen, şu anda.
häli-şindi Tekrar tekrar, arka arkaya, arasını kesmeden, devamlı, sık sık.
halk Halk.
hälki Evvelki, önceki.
halta Çuval, torba.
halwa Helva.
haly Halı.
halypa 1. Usta.
2. Üstat.
3. Dost, ahbap, arkadaş.
halys Halis, katışıksız, saf.
ham Deri.
ham hyýal Ham/kuru hayal, boş arzu.
hamala Sanki, sözde, güya.
hamana bk. hamala.
han 1. Han, hakan.
2. Birine sevgiyle hitap ederken söylenen söz.
hana 1. Mecra, yatak, yuva, hane, göz.
2. Kozanın bir parçası, gözü, hanesi, yuvası (pamuk için).
hanjar Hançer.
hantamalyk Dileme, umma, bekleme, isteme.
hany¹ Hani, nerede.
hany² Hadi, haydi.
hanym Hanım, bayan.
har Değersiz, aşağı, hor.
har bolmak Değeri gitmek, gözden düşmek.
har etmek 1. Hafife almak, küçümsemek.
2. Hiçe saymak, görmezden gelmek.
haraba Harabe, yıkıntı.
haram Haram.
haram bolmak Haram olmak.
haraý Yardım.
haraý etmek Yardım etmek.
harby 1. Askerî.
2. Savaş.
harçlamak Harcamak, sarf etmek.
harçlyk Harçlık.
harlamak Hırlamak.
harlatmak Hırlatmak.
harman Harman.
haryt Mal.
has Çok, pek, daha, iyice.
hasa Asa, baston.
hasap Hesap.
hasap etmek Hesap etmek, düşünmek, tasarlamak.
hasap-hesip Hesap kitap.
hasaplamak Hesaplamak.
hasaplanylmak Hesaplanılmak.
häsiýet Huy, tabiat, karakter.
häsiýetlendiriş Nitelendirme, vasıflandırma.
häsiýetlendirmek Vasıflandırmak, nitelendirmek.
hasrat Acı, keder, elem.
hasyl Ürün, mahsul.
hat 1. Mektup.
2. Yazı, not, kayıt.
hata Hata, kusur, yanılgı.
hata etmek Hata etmek, yanılmak.
hatar 1. Hiza, sıra, dizi, saf.
2. Bir arada bulunan evler, sıra sıra evler.
3. Hayvan veya taşıt dizisi; katar.
hatar-hatar 1. Katar katar.
2. Saf saf, dizi dizi.
hatda 1. Hatta.
2. Bile.
hatyr 1. Hatır, gönül.
2. Saygı, hürmet.
hatyr etmek Hürmet etmek, saygı göstermek.
hatyra 1. Hatır.
2. Anı, hatıra.
hatyrjem Sakin, dingin, telâşsız, endişesiz.
hatyrjem bolmak Sakin olmak, endişelenmemek.
hawa Evet, tabiî, elbette.
haýal Hızlı değil, yavaş, ağır.
haýal etmek Gevşek davranmak, yavaş hareket etmek.
haýat Avlu, duvarla çevrilmiş bahçe.
haýbat Tehdit, gözdağı.
haýbat atmak 1. Çatmak, sataşmak. Tehdit etmek, gözdağı vermek.
haýbatly Heybetli.
haýdamak 1. Çabuk davranmak, hızlı hareket etmek, çabuk gitmek.
2. Hızlı yürümek, koşmak.
haýp 1. Yazık.
2. Beyhude, boş yere.
haýpy gelmek Acımak.
haýran 1. Şaşırma, şaşkına dönme, şaşırıp kalma.
2. Hayran.
haýran etmek 1. Hayran etmek, büyülemek.
2. Şaşırtmak.
haýran eýlemek 1. Hayran etmek, büyülemek.
2. Şaşırtmak.
haýran galmak 1. Hayran kalmak, büyülenmek.
2. Şaşmak, şaşırmak.
haýsy Hangi.
haýwan Hayvan.
haýyn Hain.
haýyp bk. hayp.
haýyr Hayır, iyilik.
haýyş İstirham, rica, temenni.
haýyş etmek Rica etmek.
hazan Hazan, güz.
häzir 1. Hâlen, hâlihazırda, şu anda, bu gün.
2. Az önce, demin, yeni.
hazyna Hazine, define.
hekaýa Hikâye.
hekim Hekim, doktor.
heläk Helâk, ölme, yok olma.
heläk bolmak Ölmek, helâk olmak, yok olmak.
heläk etmek 1. Öldürmek, helâk etmek, yok etmek.
2. Boş yere çalıştırmak, eziyet etmek, azap çektirmek.
hem Bile, dahi, de, da.
hemişe Devamlı, daima, sürekli, hep.
hemişelik Devamlılık, daimîlik, süreklilik.
hemle 1. Tehdit.
2. Hücum.
hemme 1. Herkes.
2. Her, bütün, hep.
hemmesi Hepsi.
hemra Yoldaş, arkadaş, dost, sırdaş.
heň Hava, melodi, nağme, güzel ses.
heniz 1. Henüz, daha, şu ana kadar.
2. Hâlâ, şu anda.
hepde Hafta.
her Her, hep.
her haýsy Her biri.
her kes Herkes.
her kim 1. Herkes.
2. Herhangi bir kimse.
her kimse 1. Herkes.
2. Hangi kişi, kim.
heran-haçan 1. Her zaman, sürekli, hep.
2. Ne zaman.
hereket Hareket, kıpırdı, kımıltı.
hereket etmek Hareket etmek, kımıldamak, kıpırdamak.
hersi Her biri.
heser Heyecan, coşkunluk, coşku.
hesip Başkalarından üstün yanları olan kimse; seçkin, mümtaz.
hesret Acı, keder, elem.
heý Hey!
hezil 1. İlginç, enteresan.
2. Çok iyi.
3. Zevk, haz, keyif, neşe.
hezzet Saygı, hürmet.
hezzet-hormat Saygı, hürmet.
hiç 1. Hiç.
2. Hiçbir zaman, aslâ.
hiç haçan Hiçbir zaman, aslâ.
hiç haýsy Hiçbiri, hiçbir.
hiç kes Hiç kimse, hiçbir kimse.
hiç kim Hiç kimse, hiçbir kimse.
hiç kimse Hiç kimse, hiçbir kimse.
hiç zat Hiçbir şey.
hijran Hicran, ayrılık.
hil 1. Şekil, biçim.
2. Çeşit, tür.
Hindi Hint.
Hindistan Hindistan.
hiňlenmek Mırıldanmak.
ho 1. Bu, şu, o.
2. İşte.
hojalyk Ekonomi.
hojaýyn 1. Sahip, malik.
2. (Ev) sahibi.
3. Patron.
4. Ağa, bey.
hol 1. Şu, bu, o.
2. İşte.
hopukmak 1. Tıkanmak, nefes nefese kalmak, bunalmak, boğulmak, sıkışmak.
2. Korkmak, ürkmek, yılmak.
hor Zayıf, cılız, kuru.
hor bolmak Eziyet çekmek.
hor etmek Eziyet etmek, sıkıntı çektirmek.
horjun Heybe, torba.
horlamak 1. Eziyet etmek, sıkıntı vermek.
2. Zayıf düşürmek, zayıflatmak.
horlanmak Horultulu ses çıkarılmak, horlanmak.
hormat Hürmet, saygı.
hormat etmek Hürmet etmek, saygı göstermek.
hormat goýmak Hürmet göstermek, saygı duymak.
hossar 1. Akraba, hısım.
2. Birinin malını yöneten kimse; vasi.
hoş 1. Hoş, iyi, güzel.
2. Tamam, peki.
hoşal Memnun, mutlu.
hoşal bolmak Memnun olmak, mutluluk duymak.
hoşlaşmak Vedalaşmak.
hoşlaşyk Veda.
hoşniýet İyi niyet.
howa Hava (meteorolojiyle ilgili olan).
howalanmak Havalanmak, coşmak.
howandar Destekçi, yardımcı, yardım eden.
howatyr Evham, şüphe, kuşku.
howatyr etmek Şüphelenmek, kuşkulanmak.
howlamak Şüphelenmek, kuşkulanmak, endişelenmek, endişeye kapılmak, telâşlanmak.
howlukmak Acele etmek, çabuk davranmak, telâşlanmak.
howly Avlu.
howp Korku.
howsala Endişe, evham, kuşku, şüphe.
howur Sıcaklık, hararet, ısı.
howuz Havuz.
hödür İkram, sunma, verme.
hödür edilmek İkram edilmek, sunulmak, verilmek.
hödür etmek İkram etmek, sunmak, vermek.
hödürlemek İkram etmek, sunmak.
hökman Kesinlikle, mutlaka, muhakkak.
hökmünde Hükmünde.
höküm 1. Emir.
2. Hüküm.
höküm etmek Hükmetmek.
hökümet Hükümet.
hökümli Hakim, söz geçiren, hükmeden.
hörek Yemek, yiyecek, gıda.
höwes Heves, arzu, istek.
höwes etmek Heves etmek, arzulamak, istemek.
höwür Yoldaş, dost, arkadaş, ahbap.
höwür bolmak Yoldaş olmak.
höwürdeş Yoldaş, arkadaş.
höwürtge Yuva.
Hudaý Allah, Hüda.
hudaýýoly Allah için kesilen kurban.
hukuk Hukuk, hak.
hum Büyük testi, küp.
hurma Hurma.
husytlyk Cimrilik, pintilik.
huş Akıl, şuur.
hut 1. Asıl, tam.
2. Kendi, bizzat.
hut özi Kendi, kendisi, bizzat kendi.
huzur Karşı, ön, huzur, kat.
hüjüm 1. Hamle, hücum, baskın, saldırı, taarruz.
2. Atılım, çaba.
hüjüm edilmek Hücum edilmek, saldırılmak.
hüjüm etmek Hücum etmek, saldırmak.
hünär Sanat, meslek.
hünji İnci.
hünkär Hünkâr, padişah.
hütdük 1. Kulübe.
2. Evceğiz, küçük ev.
hüwdi Ninni.
hüwdülemek Ninni söylemek, ninni söyleyerek uyutmak.
hüwi Puhu kuşu.
hyjuw Şevk, azim, gayret, coşku.
hyjuwly Şevkli, azimli, gayretli.
hyrryldatmak Hırıldatmak.
hyrydar 1. İstekli, talip.
2. Muhtaç, ihtiyacı olan.
3. Meraklı, hevesli, heves eden.
hysar Hisar, kale.
hysyrdamak Uğraşmak, çabalamak.
hyýal Hayal, hülya.
hyzmat Hizmet.
hyzmat etmek Hizmet etmek.
hyzmatkär Hizmetçi.
ibaly 1. Ölçülü.
2. Utangaç, çekingen, sıkılgan.
ibermek Göndermek, yollamak, sevketmek.
İç.
içeri Yaşanan yer, yaşanan yerin içi, içeri.
içilmek İçilmek.
içit İçecek.
içmek İçmek.
ideal İdeal.
idemek 1. Bakmak, gözetmek.
2. Araştırmak.
idili Güzel, iyi, muntazam, mükemmel, eksizksiz, tam.
igde İğde.
igenmek 1. Sızlanmak, yakınmak.
2. Homurdanmak, mırıldanmak, sebepsiz yere çıkışmak.
igli Hastalıklı, cılız, zayıf, güçsüz.
iki İki.
ikilik 1. İkili.
2. İkilik.
ikindin İkindi sonu, akşam suları, grup vakti.
ikindinara İkindi vakti, ikindi olduğu zaman.
ikinji İkinci.
ikinjiden İkinci olarak.
il 1. Halk.
2. Millet.
3. Elâlem, el, başkası.
4. Ülke, yurt, vatan.
il bolmak Uyuşmak, bütünleşmek.
ilat Ahali, halk, insanlar.
ilçi Büyük elçi, elçi.
ildeş Vatandaş, yurttaş, aynı ülkeden olan.
ileri 1. İleri, ön.
2. Güney.
ilki 1. Önce, ilk.
2. İlk defa.
3. Öncelikle, her şeyden önce.
ilkinji Birinci, ilk.
ilmek İlişmek, yapışmak, tutunmak.
imak İmek.
iman İman.
imperiýa İmparatorluk.
En (kendisinden sonra gelen kelimenin anlamını güçlendirir).
inçe İnce.
indi 1. Şimdi, şu anda, bu gün, hâlâ.
2. Bundan böyle, artık.
indiki Gelecek, gelecekteki, ilerideki, önümüzdeki.
indiwidual Bireysel, kişisel.
ine İşte.
iner Epeyce büyümüş erkek deve yavrusu.
ini Bir kimsenin kendinden küçük olana hitap ederken kullandığı kelime; kardeş.
injik Baldır, bacak.
injir İncir, incir ağacı.
iňkis Kuşku, şüphe, endişe.
iňlemek İnlemek.
İňlis İngiliz.
inmek İnmek.
intizar Gözü yolda olan, bekleyen.
inžener Mühendis.
ir Erken.
ir bilen Sabahleyin, sabah erkenden.
ir-iýmiş Türlü meyveler, meyveler.
irden 1. Erken, erkenden.
2. Sabahleyin.
irginsiz Durup dinlenmeden, aralıksız, sürekli.
irki 1. Sabahki.
2. İlk.
irkilişmek Birlikte uyuklamak.
irkilmek Uyuklamak, uyumak.
irmek Yorulmak, bıkmak, usanmak, bezmek.
isleg İstek, dilek, arzu, heves.
islemek İstemek, dilemek, arzu etmek.
İş, çalışma.
işan Molladan sonra gelen din adamı.
işçi İşçi.
işdä İştah.
işik 1. Kapı.
2. Eşik.
işlemek Çalışmak.
işleýiş Çalışma.
it Köpek, it.
iýilmek Yenilmek.
iýiş Yiyiş, yeme.
iým Yem.
iýmek Yemek, yeme işini yerine ge-tirmek.
iýmit Yiyecek, besin, gıda.
iýul Temmuz.
iýun Haziran.
jady 1. Büyü, tılsım, efsun.
2. Cadı.
jadylamak Büyülemek.
jahan Cihan, dünya, âlem.
jähek 1. Elbise vb. şeylerin kenarına işlenen nakış, süs.
2. Kenar, kıyı, uç.
jäht 1. Cihet, taraf, yön.
2. Sebep, cihet.
jahyl Delikanlı.
jam Çanak, tabak, tas.
jan 1. Can.
2. Sevgili, aziz.
jaň 1. Çan, zil.
2. Korna, klâkson.
jan bermek Can vermek, ölmek.
jan etmek 1. Özenmek.
2. Çalışmak, çabalamak.
jaň etmek Telefon etmek.
janawar 1. Hayvan.
2. Hasta, cılız ve ölü hayvanlar için kullanılan, acıma ifadesi taşıyan bir hitap.
janlanmak Canlanmak, dirilmek, hareketlenmek.
janly 1. Canlı.
2. Koyun ve keçi gibi küçük baş hayvan; davar.
jar etmek Bildirmek, haber vermek, ilân etmek.
jar¹ Haber, ilân.
jar² Sel suyunun aktığı yer, su yatağı.
jaý 1. Bina, ev, yapı, mesken.
2. Yer.
jaýlamak 1. Yerli yerinde koymak, düzgün bir şekilde koymak.
2. Defnetmek, ölüyü gömmek.
jaýtaryşmak 1. Hep birlikte dimdik durmak, çıkmak, fırlamak, kabarmak.
2. Hep birlikte dağılmak.
jebir Azap, eziyet, sıkıntı.
jedel 1. Münakaşa, tartışma.
2. Bahis.
jedel etmek Bahse girmek.
jemal Güzel yüz, yüz.
jemende Kımıldayan küçük hayvancıklar, yaratıklar.
jemgyýet Cemiyet, toplum, topluluk.
jemlemek Toplamak, bir araya getirmek.
jemlenmek Toplanmak, bir araya gelmek.
jeň Cenk, savaş.
jeňňel Orman.
jeňňellik Ormanlık.
jennet Cennet.
jepa Azap, cefa.
jerçi Esnaf.
jeren Ceylan.
jiger Can, iç, gönül, bağır, ciğer.
jigerbent 1. Öz.
2. Sevgili, en çok sevilen.
jigi Küçük kardeş.
jogap Cevap, karşılık.
jokrama Yakıcı, kavurucu (sıcak).
jomart Cömert, eli açık.
jora Arkadaş (kızlar/kadınlar birbirleri için kullanırlar).
joş Coşma, taşma, coşku, cûş.
joş urmak Coşmak, kabarmak, köpürmek, kaynamak.
joşgun Coşkunluk, coşku.
joşmak 1. Coşmak, taşmak.
2. İlerlemek, gelişmek.
jotda Biçimsiz, düzensiz, dağınık.
jöwen Mısır (yiyecek).
jöwza Sıcak, hararet.
juwan Genç, delikanlı.
juwana İki yaşına gelmiş tosun.
jübüt Çift.
jülge Vadi.
jümle-jahan 1. Bütün dünya.
2. Kâinat, evren, dünya, âlem.
jyda düşmek Ayrı düşmek.
jylaw Dizgin, yular.
jyn Cin.
Kâh, bazen.
kabinet 1. Çalışma odası.
2. Makam odası.
3. Kabine.
käbir Bazı.
kabul Kabul.
kabul etmek Kabul etmek.
kabul eýlemek Kabul etmek.
kada Kaide, kural, prensip, ilke.
kädi Kabak.
kadyr Güçlü, kudretli, kadir.
kagyz Kâğıt.
kaka Baba, peder.
kaklyşmak 1. Değmek, dokunmak, temas etmek.
2. Sıyırmak.
kakmak 1. Kakmak, çarpmak, vurmak.
2. Çalmak, tıklatmak (kapı).
kalp Kalp, gönül, yürek.
kämahal 1. Bazen, bazı vakit.
2. Bir zaman, bir vakit.
kämil Kâmil, olgun.
kämillik Yetişkinlik, olgunluk, mükemmellik.
kän Çok, fazla.
kanal Kanal.
kanun Kanun, yasa.
kapitan 1. Yüzbaşı.
2. Komutan.
3. Kaptan.
kär 1. Meslek.
2. İş, vazife, görev.
3. Sanat.
kär etmek Etkilemek, tesir etmek.
karam 1. Hileli.
2. Hile, aldatma.
karam etmek Hile yapmak.
karar¹ Karar.
karar² Sabır, takat.
karara gelmek Belli bir sonuca ulaşmak, karar vermek.
karta 1. Harita.
2. Ekili alan.
kary Kur’ân’ı ezbere okumasını bilen; hafız (çoğunlukla kör hafız hakkında).
karz Borç, görev.
kasam Yemin, ant.
kasam etmek Yemin etmek.
käse Kâse, bardak.
käsi Bazısı.
kast Kasıt, kötü niyet, hıyanet, birinin aleyhinde olma.
kast edilmek Kastedilmek, el uzatılmak, tecavüz edilmek.
kast etmek Kastetmek, el uzatmak, tecavüz etmek.
käşgä Keşke.
käte Bazen, zaman zaman, arada sırada.
käýinmek Sızlanmak, yakınmak, yanmak.
kaýyl Razı.
kaýyl bolmak Razı olmak.
kaza 1. Takdir, alın yazısı.
2. Yerine getirme.
3. Birden, aniden, ansızın.
kaza etmek Ölmek.
kebap Kebap.
kebelek Kelebek.
kebze Sırt, arka.
keç İnatçı, dik kafalı, söz dinlemez, ters.
keçe Keçe.
kel Uyuz, kel.
kelle Baş, kelle, kafa.
kem 1. Az, eksik, noksan.
2. Fena, kötü.
kem-kemden 1. Yavaş yavaş, azar azar.
2. Gitgide, gittikçe.
kemal Kemal, yetişme, olgunlaşma.
kemally 1. İyi, hoş.
2. Yeterli, dolgun.
kemer 1. Kemer.
2. Çevre.
kemmek Küçültmek, azaltmak, kısmak.
kempir Yaşlı kadın.
kemsinmek 1. Gücenmek, darılmak, kırılmak.
2. Alçalmak, bayağılaşmak.
kenar 1. Kıyı, kenar.
2. Sahil, kıyı, yalı.
kepbe Muntazam yapılmamış ev, evceğiz, çardak.
kepderi Güvercin.
kepen Kefen.
ker Sağır.
keramat Mucize.
keramatly 1. Mukaddes, kutsal.
2. Kutlu.
3. Mucizeli.
kerim Cömert, eli açık, ikramı seven.
kerpiç Tuğla.
kersen 1. Ağaçtan oyularak yapılmış büyük çanak/tabak.
2. Çukur.
kerwen 1. Kervan.
2. Katar.
kese 1. Yatay, yan.
2. Dış, dışarı.
3. Boydan boya, büsbütün.
kesek Katılaşmış toprak parçası, kesek, tezek.
kesel Hastalık, illet, maraz.
kesel bolmak Hasta olmak, hastalanmak.
keselbent Hastalıklı.
kesellemek Hastalanmak.
kesgitlenmek Belirlenmek.
kesgitli Belirli, kesin, açık.
kesilmek Kesilmek.
kesir Israrlı.
kesmek Kesmek.
keş Ark.
keşde İşleme, nakış, dantel, örgü.
keşp 1. Yüz.
2. Görünüş.
ketguda 1. Ev sahibi.
2. Erkek.
3. Tecrübe sahibi yaşlı.
keýerjeklemek Etrafına bakınmak, çevresine bakınmak.
keýik Ceylan.
keýp Keyif, neşe, sefa, zevk.
keýp etmek Eğlenmek, neşelenmek.
keýwany Hanım, kadın.
kibi Gibi.
kibit Omuz.
kiçi Küçük, ufak.
kim Kim.
kimi Bazısı, kimisi.
kimin Gibi.
kimse Birisi, biri, bir kimse, kişi.
kir Kir.
kişi Kişi, kimse.
kitap Kitap.
kitüw Öfke, gazap, kin, öç.
klas Sınıf.
klub Kulüp.
kolhoz Kolhoz, kollektif çiftlik.
komandir Komutan.
komissar Komiser.
kowalamak Kovalamak.
kowmak Kovmak, kovalamak.
kowum Akraba, yakın.
köçe 1. Cadde.
2. Sokak.
kök 1. Kök.
2. Dip.
kök urmak Kök salmak/atmak.
köl Göl.
kölege Gölge.
kömek Yardım, imdat, medet.
kömek etmek Yardım etmek.
kömür Kömür.
köne 1. Eski.
2. İhtiyar, yaşlı.
3. Vakti geçmiş, eskimiş.
könelmek Eskimek, yıpranmak.
köňül Gönül.
köp Çok.
köpek Erkek köpek.
köpelmek Artmak, çoğalmak.
köpeltmek Çoğaltmak, arttırmak.
köplük Çokluk.
köpri Köprü.
köpük Köpük.
köpüklemek Köpüklemek.
köpýyllyk Çok yıllık.
kör 1. Kör, gözleri görmeyen.
2. Kör, iyiyi kötüden ayıramayan, cahil.
körek Henüz açılmamış pamuk kozası.
köremek Alevlenmek, tutuşmak, tutuşup yanmak.
körpe En küçük, küçük, henüz büyümemiş, toy.
körük Körük.
kösenmek Uzanmak, yatmak.
köşek Devenin bir yaşına girmemiş yavrusu; köşek (edebî eserlerde çoğunlukla sevilen, hoşlanılan çocuklar ve gençler için kullanılmaktadır).
köşeşdirmek Teskin etmek, yatıştırmak, sakinleştirmek.
köşk Köşk.
kötek Dayak.
köwlemek Yolmak, kökünü koparıp çıkarmak.
köwüş Kundura, iskarpin, ayakkabı.
köýmek 1. Yanmak.
2. (Canı) yanmak.
3. Boşa çıkmak, geçersiz olmak.
köýnek Gömlek.
köz Köz, kor.
kreslo Koltuk.
krowat Karyola, yatak.
kükemek Güzel koku yaymak.
kükrek Göğüs, bağır, gerdan, sine.
kükürt Kibrit.
kül Kül.
kül etmek Kül etmek, toz etmek.
küle dönmek Küle dönmek, un hâline gelmek.
kümüş Gümüş.
kümüşleç Gümüş renginde, berrak.
künji Susam.
küpür Küfür.
küre Tuğla pişirilen özel fırın, tuğla fırını.
küren tutmak Oymak oymak genişlemek, aşiret aşiret çoğalmak.
kürs Büyük arşın altında bulunan gök yüzü tabakası.
kürte Kadınların başlarına atındıkları kıyafet, şal.
kütek 1. Küt (bıçak vb.).
2. Aklı kıt, geri zekâlı.
kütelmek Körelmek, körleşmek.
küý 1. Düşünce, niyet.
2. Hayal.
3. Akıl, fikir.
küýki Kambur.
küýsemek 1. Arzu etmek, arzulamak, istemek.
2. Özlemek, hasretini çekmek.
küýze Güğüm, testi.
kylmak Yapmak, etmek.
kylynmak Yapılmak, edilmek.
kyn Zor, güç, çetin.
kyrk Kırk.
kyrkynjy Kırkıncı.
kysmat 1. Kader, talih, baht.
2. Kısmet.
lagl Yakut.
lak atmak 1. Sohbet etmek, konuşmak.
2. Söz etmek, bahsetmek, değinmek.
3. Birine bir şey söylemek.
4. Mırıldanmak.
lak luk atmak Hapur hupur/şapır şupur yemek.
lakam Lâkap.
lal Dilsiz.
läle Kırmızı çiçek, lâle.
länet Lânet.
lapykeç Hayal kırıklığına uğramış, ümidi boşa çıkmış.
läş Cansız vücut, ölmüş beden, ceset.
lebiz 1. Vaat, söz verme.
2. Yemin, ant.
legenda Efsane, menkıbe.
leýlisaç Salkım söğüt.
liriki Lirik.
loh loh Kahkaha.
loh loh etmek Kahkahayla gülmek.
lomaý 1. Toptan, bütünüyle, hep.
2. Çok miktarda, bütün.
lowurdamak Işıldamak.
maglumat 1. Bilgi, malûmat, haber.
2. Doküman, materyal.
magtanmak Övünmek.
mahal 1. Zaman, an.
2. Devir, çağ.
mähir 1. Muhabbet, sevgi.
2. Şefkat, merhamet.
3. Nezaket, incelik.
mahmal Kadife.
mähriban 1. Sevgili, çok sevilen.
2. Öz, can.
mahsus Özgü, ait.
mäkäm Sağlam, sıkı, kuvvetli, muhkem.
maksat Niyet, maksat, murat, amaç, hedef.
maksatly 1. Maksatlı, amaçlı.
2. Kasıtlı.
mal 1. Mal, büyük ve küçükbaş hayvan.
2. Mal, mülk.
mal-gara Büyük ve küçükbaş hayvanların hepsi.
maldarçylyk Hayvan bakıcılığı, hayvan yetiştiriciliği.
mälemek Melemek.
mälim Malûm, belli, bilinen.
mälim etmek 1. Bildirmek.
2. Belli etmek, açığa vurmak.
3. Açıklamak.
mally 1. Büyük ve küçükbaş hayvanı olan.
2. Zengin, varlıklı.
mama 1. Anne anne; nine.
2. Yaşlı kadınlarla konuşurken kullanılan kelime; nine.
mamla 1. Gerçek, hakikat, doğru.
2. Haklı.
maňlaý Alın.
many Mana, anlam.
many çykarmak Mana çıkarmak, sonuç çıkarmak, belli bir fikre ulaşmak.
maňyz 1. İç, öz.
2. Ceviz, badem gibi meyvelerin çekirdeğinin içi.
maral Dişi geyik, meral.
märeke Topluluk, cemaat, kalabalık.
maslahat Öğüt, nasihat, tavsiye.
mäşe Horoz (ateşli silâhlar için).
maşgala 1. Aile.
2. Çocuk, yavru.
maşyn Araba.
mata Kumaş.
mätäç Muhtaç.
mätäç bolmak İhtiyaç duymak, muhtaç olmak
mätäçlik Fakirlik, yoksulluk.
matlap 1. Maksat, gaye, amaç, hedef.
2. Emel, meram.
mawy Mavi, gök.
maý¹ Mayıs.
maý² Fırsat.
maýa III Maya (yoğurt için).
maýa¹ Dişi deve, maya.
maýa² Sermaye, ana para.
maýka Fanilâ.
maýsa Yeni yeşermeye başlayan arpa/buğday; hasıl.
maza Bir şeyden alınan lezzet, zevk, haz, tat.
mazaly Lezzetli, zevkli, tatlı.
mazar Kabir, mezar, türbe, sanduka.
mazmun 1. Muhteva.
2. İçindekiler.
medeni Kültürel, kültürle ilgili.
medet Destek, yardım.
medet bermek Güç vermek, destek vermek.
meger Belki, muhtemelen, her hâlde.
megerem bk. meğer.
mejlis Meclis.
mekan Mekân, yer, yurt.
mekdep Mektep, okul.
mekgejöwen Mısır (yiyecek).
mekir Kurnaz, sinsi, hilekâr.
mele Sarıya çalan açık kahverengi; bej, kumral.
melek Melek.
melhem Merhem.
men Ben.
men diýen 1. Kendine güvenen, güçlü olduğuna inanan.
2. Seçkin, kalbur üstü, üstün.
men menlik Kibirlilik, kendini büyük görme.
menimsiremeklik Kibirlilik, büyüklük taslama.
meňiz Beniz, yüz, çehre.
menşewik Rus sosyal demokrat hareketi içinde bolşevikliğe karşıt olarak gelişen akım yanlısı; menşevik.
meňzemek Benzemek.
meňzeş 1. Benzer.
2. Gibi.
meňzeşlik Benzerlik.
meňzetmek Benzetmek.
menzil Menzil.
merdan Yiğit, mert, bahadır.
merdana bk. merdan.
merdem Yiğit, cesur, yürekli.
mergen Nişancı, atıcı.
mergi Kolera.
merhum Merhum, rahmetli.
merjen Mercan.
mermer Mermer.
mert Cesur, yürekli, cesaretli, yiğit, mert.
mertebe 1. Erdem, fazilet.
2. Haysiyet, onur, şeref.
3. Mertebe, derece.
4. Meziyet, üstünlük.
mertlik Yiğitlik, mertlik.
mes 1. Verimli (toprak).
2. Mutlu, neşeli, keyifli.
mese-mälim Apaçık, besbelli.
mesele Mesele, problem, sorun.
mesgen Mesken, ev.
meslik 1. Güçlülük, kuvvetlilik.
2. Zenginlik.
3. Mutluluk, neşelilik.
meşgul Meşgul.
meşgullanmak Meşgul olmak, ilgilenmek, uğraşmak.
meşhur Ünlü, tanınmış.
meşhurlyk Ünlü olma, tanınmışlık.
meýdan Meydan, alan, saha.
meýil Bir şeye olan heves, istek, meyil.
meýil etmek Meyletmek, yönelmek.
meýlis Gönlü hoş etmek için yapılan toplantı, dostlar toplantısı, meclis.
mifologiýa Mitoloji.
millet Millet, kavim, ulus.
milli Millî.
minit Binek.
minnetdar Minnettar.
minnetdar bolmak Minnettar olmak, minnettarlık duymak.
minut Dakika.
mirap Bir şehrin su işlerine bakan kimse, sucu.
miras Miras, tereke.
misli Güya, sanki.
missioner Misyoner.
miting Miting.
miwe Meyve.
mizemek Sarsılmak, gevşemek.
molla Molla, din adamı.
monjuk 1. Boncuk.
2. Damla (su, yağmur).
motor 1. Motor.
2. Traktör.
möhlet Mühlet, süre, müddet.
möhüm Mühim, önemli.
möjek Kurt (yırtıcı hayvan).
mugallym Muallim, öğretmen.
muhabbet Muhabbet, sevgi.
muhannes Korkak, ödlek.
mukam Beste, ezgi, makam.
mukdar 1. Miktar.
2. Kemiyet, nicelik.
murt Bıyık.
musulman Müslüman.
muşdak Candan seven, hayran, âşık, müştak, düşkün.
muzeý Müze.
müdimilik Ebedîlik, sonsuzluk.
mülk Mal, mülk.
mümkin Mümkün.
müň Bin.
münder Üst üste yığılmış olan, yığın, öbek.
müňkür Şüpheci.
müňläp Binlerce.
münmek 1. Binmek.
2. Üzerine çıkmak.
müňzemek Yüklenmek, dayanmak, atılmak, ileri eğilmek.
müşk Misk.
mydam Her zaman, daima, devamlı, sürekli, hep.
mydama bk. mıdam.
mydar 1. Hayat, gün geçirme, yaşayış.
2. Sabır, tahammül, takat.
mydar etmek Sabretmek, dayanmak.
myhman 1. Misafir, konuk.
2. Davetli.
myhman bolmak Misafir olmak, konuk olmak.
myhmansöýerlik Misafirperverlik.
myhmansöýüji Misafirperver.
myhmansöýüjilik bk. mıhmansöyerlik.
mylakatly 1. Sıcak, samimî, içten.
2. Tatlı, müşfik, şefkatli.
mylaýym 1. Sıcak, samimî, içten.
2. Serin (hava).
3. Güzel (ses).
4. Tatlı, hoş, sevimli.
5. Yumuşak.
mynasyp Münasip, uygun, lâyık.
myrat Arzu, istek, niyet, maksat, murat.
mysal Misal, örnek.
myssyk 1. Taze.
2. Diri.
myş Söylenti, şayia, rivayet.
naçalnik 1. Komutan.
2. Amir.
naçar Naçar, aciz, çaresiz, zavallı.
näçe 1. Nice.
2. Nasıl, ne biçim.
3. Ne kadar (çok).
4. Ne.
5. Kaç.
nadan Cahil, bilgisiz.
nadanlyk Cahillik, bilgisizlik.
nädogry 1. Doğru değil, yanlış.
2. Gerçek değil, yalan.
nägehandan Ansızın, aniden, birden.
nägile Memnun kalmayan/olmayan, hoşnutsuz, şikâyetçi.
nagma 1. Nağme, ezgi, melodi.
2. Şiir.
nagyş Nakış, motif, desen.
nähak 1. Haksız.
2. Doğru olmayan, yanlış.
3. Sebepsiz, gereksiz, boş yere, yersiz.
nahar Yemek, aş.
naharlamak Yemek yedirmek, karnını doyurmak.
naharlanmak Yemek yemek.
nähili Nasıl, ne kadar, ne gibi.
nähoş Rahatsız, hasta.
nakyl Ata sözü, darbımesel.
nalamak 1. İnlemek, inildemek.
2. Sızlanmak, yakınmak, yanıp yakılmak, şikâyet etmek.
näler Neler.
namart Namert.
namaz Namaz.
namaz okamak Namaz kılmak.
näme 1. Ne.
2. Nasıl.
namys Irz, namus, iffet.
namys etmek Utanmak, sıkılmak, çekinmek.
nan Ekmek.
nar Nar.
närazy Rızasız, razı olmayan, memnun olmayan.
nätanyş Meçhul, tanımadık
nätmek Ne yapmak/etmek.
näz 1. İşve, cilve.
2. Naz, kapris.
näz eýlemek Naz etmek, nazlanmak.
nazar Bakış, bakma, nazar.
nazar aýlamak Göz gezdirmek.
nazar salmak Bakmak.
näzik Nazik, ince, kolay kırılan.
ne Ne.
nebis Nefis, nefs, kendi.
nebit Petrol.
negada Bazen, arada sırada.
nem 1. Nem, ıslaklık.
2. Göz yaşı.
3. Yağmur.
neneň Nasıl.
nepis Nefis, güzel, zarif.
ner bk. iner.
nesihat Nasihat, öğüt.
nesil Nesil, soy, soy sop.
nesip Nasip, kısmet.
netije Netice, sonuç.
neýlemek Ne yapmak, ne etmek.
niçik Nasıl.
nije Nice, çok.
nika Nikah.
nikalamak Nikahlamak.
nikap Perde, örtü.
nil Namlu.
nire Nere.
niýet Niyet.
nobat Sıra, nöbet.
nogsan Eksik, noksan, kusur.
nogsansyz Eksiksiz, noksansız, kusursuz.
nogul Doğu ülkelerine özgü, yumuşakça bir tatlı türü.
nohut Nohut.
nokat Nokta.
nöker Hizmetçi.
nur Işık, nur.
nurana Işık saçan, parıldayan, nurlu.
nurbat 1. Cıvata, vida.
2. Düğme (radyo için).
nygmat 1. Yiyecek.
2. Tat, lezzet.
nyşana 1. Nişan, hedef.
2. Hedef tahtası.
3. Hedef, amaç.
o ýer Ora.
oba Köy, oba.
obaçylyk 1. Köy toprağı, köye ait toprak.
2. Köylerin çok olduğu yer, birkaç köy bulunan yer.
3. Köy hayatıyla ilgili âdet, gelenek.
obadaş Köydeş, aynı köyden olan, köylü.
oda urmak Heba etmek, çarçur etmek, yele vermek.
odun Odun.
ofiser Subay.
oglan 1. Oğlan.
2. Çocuk.
oglanlyk Çocukluk.
ogryn Gizli, gizlice.
ogşamak Okşamak, öpmek.
ogul Oğul, erkek çocuk.
ogul-gyz Çocuk, zürriyet, nesil.
ogurlyk 1. Hırsızlık.
2. Çalınmış mal.
ojak Ocak.
ojar Kumluk yerlerde yetişen ve odun olarak kullanılan küçük yapraklı bir ağaç.
ok Mermi, kurşun.
okalmak Okunmak.
okamak Okumak.
okaş Okuyuş.
okgunly Çok çabuk hareket eden, ateşli, coşkulu, şevkli.
oklamak Atmak, fırlatmak.
okop Siper.
oktýabr Ekim (ay).
okuw 1. Okuma, tahsil, öğrenim.
2. Ders.
okuwçy Öğrenci, talebe.
okyjy Okuyucu, okur.
okymak Okumak.
ol O.
olar Onlar.
olja 1. Kâr, kazanç.
2. Ganimet (savaşta).
olmak Olmak ( 20. yüzyıl öncesine ait Türkmence metinlerde “bol-” yanında “ol-” fiili de kullanılmıştır).
omaça Uyluk kemiği, but/kol kemiği.
omurmak Kırmak, koparmak, kırıp ayırmak, ikiye ayırmak/bölmek.
omzamak Atılmak, yüklenmek.
on On.
Hayırlı, faydalı.
oňat İyi, güzel, münasip, uygun.
onda 1. Onda.
2. Orada.
3. O zaman.
ondan 1. Ondan.
2. Oradan.
onlarça Onlarca.
oňly 1. İyice, güzelce, yeterince, tam.
2. Dürüst, namuslu.
oňmak 1. Yapmak, etmek.
2. Geçinmek.
onsoň Sonra, sonradan, daha sonra, ondan sonra.
oňsuz Hayırsız, faydasız.
onýança O anda.
oňyn Güzel, iyi, doğru.
orak 1. Orak.
2. Hasat (mevsimi).
oral aýal Yaşlı kadın.
oraýany Pempe.
orden Nişan.
ormak Biçmek.
ornamak 1. Yerleşmek, kök salmak.
2. Etki etmek.
orta Orta.
orta atmak Ortaya koymak, belirtmek.
ortaça Orta derecede, orta.
orun Yer.
ot Ateş, od.
ot 1. Ot.
2. Yem, hayvan yemi.
otag Oda.
otlamak Yakmak, tutuşturmak.
otly 1. Ateşli.
2. Tren.
otparazlyk Ateşperestlik.
otrýad 1. Ekip, takım.
2. Bölük, tim.
oturgyç Sandalye, iskemle, tabure.
oturmak 1. Oturmak.
2. Durmak (yardımcı fiil).
oturylmak Oturulmak.
oturymly Yerleşik, göçebe değil.
otuz Otuz.
otyr Oturur, oturuyor.
owadan 1. Güzel, alımlı, şirin.
2. Zarif, şık.
owaz 1. Ses, seda.
2. Melodi, nağme.
3. Güzel/hoş ses.
owlak Oğlak.
owsunmak 1. Coşmak, kükremek, köpürmek.
2. Dalgalanmak.
oý¹ Fikir, düşünce.
oý² Çukur, çukurluk.
oýa batmak Düşünceye dalmak.
oýanmak 1. Uyanmak.
2. Ortaya çıkmak, türemek.
oýarmak 1. Uyandırmak.
2. Canlandırmak, güçlendirmek.
oýatmak Uyandırmak.
oýlamak Düşünmek.
oýlanmak Düşünmek.
oýnamak 1. Oynamak.
2. Şaka yapmak, dalga geçmek, eğlenmek.
oýnaşmak Oynaşmak.
oýun 1. Oyun.
2. Şaka.
oýunçy 1. Oyuncu.
2. Şakacı.
ozal 1. Daha önce/evvel, önce.
2. Önceleri.
ozdurmak 1. Öne geçirmek.
2. Öne geçmek.
ozmak Geçmek, geride bırakmak, yarışı kazanmak.
ozokerit Ozokerit, yer mumu.
öç Öç, intikam.
öçmek Sönmek.
öçürmek Söndürmek.
ökde 1. Usta, mahir, becerikli, eli yatkın.
2. Üstün.
ökje Ökçe.
öküz Öküz, boğa.
öl Islak, nemli.
ölçeg 1. Ölçek.
2. Ölçü.
ölçemek 1. Ölçmek.
2. Kıyaslamak.
öldürmek Öldürmek.
öli Ölü.
ölinçä Ölünceye kadar, ömür boyu, daima, sürekli, hep.
ölmek Ölmek.
ölüm Ölüm.
ömür 1. Ömür, hayat.
2. Ömür boyu, daima, devamlı, sürekli.
3. Hiç, hiçbir zaman, aslâ.
ömürbaky Ömür boyu, daima, devamlı, sürekli, ebediyen.
ömürboýy Ömür boyu, daima, devamlı, sürekli.
ömürlik Müebbet, ebediyen, daima, her zaman, ömürlük.
öň 1. Ön, ön taraf, ileri.
2. İlk.
3. Önce, önceleri, başta.
öndüriji Üretici, yetiştirici.
öndürmek Üretmek, yetiştirmek.
öňki Sabık, önceki, daha önceki.
önmek 1. Doğmak, meydana gelmek, türemek.
2. Ürün vermek, bitmek, yetişmek.
önüm Ürün, mahsul.
öňürti 1. Daha önce, daha evvel.
2. Önce, evvel.
öpmek Öpmek.
örän 1. Çok, fazla.
2. İyice, oldukça.
öri Mera, otlak.
örk İp, bağ, örk.
örküç 1. Hörgüç.
2. Kambur.
ösdürilmek 1. Büyütülmek, yetiştirilmek.
2. Geliştirilmek.
ösdürmek 1. Büyütmek, yetiştirmek.
2. Geliştirmek.
ösmek¹ 1. Büyümek, gelişmek.
2. Genişlemek, kabarmak.
ösmek² Esmek, hafifçe esmek.
ösümlik Bitki.
ösüş Gelişme, büyüme.
ötägitmek Varıp gitmek, geçip gitmek, uzaklaşmak.
öten Geçen, geçmiş.
ötmek 1. Geçmek.
2. (Dünyadan) geçmek, ölmek.
ötülmek Geçilmek.
öwgi Övgü, medih, sitayiş.
öwmek Övmek, methetmek.
2-nji Sahypa

Türkmen – Türk Sözlük 2 - nji Bölüm

Sahypalar :    1-nji   –   2 -nji
Türkmen Türk
öwran-öwran 1. Bir kaç defa.
2. Tekrar tekrar.
3. Art arda.
öwrendekli 1. Alışılmış.
2. Müzmin, kronik.
öwrenişmek Doymak, bıkmak.
öwrenmek 1. Öğrenmek.
2. Alışmak.
öwretmek Öğretmek.
öwrülmek Dönmek, çevrilmek.
öwşün Şule, ışık, parıltı.
öwşün atmak Parıldamak, ışık saçmak.
öwünmek Övünmek.
öwürmek Çevirmek, döndürmek.
öwüsmek 1. Esmek.
2. Renkten renge/şekilden şekle girmek, parıldamak.
öwüşgin Parıltı, ışık.
öwüt Öğüt, nasihat.
öwüt bermek Öğüt vermek, nasihat etmek.
öý Ev.
öýermek Evermek, evlendirmek.
öýkelemek Gücenmek, darılmak, kırılmak.
öýkesiz Öfkesiz, dargın/kırgın değil.
öýlendirmek Evlendirmek.
öýlenmek Evlenmek.
öýme Eşarp, şal.
öýtmek 1. Sanmak, zannetmek.
2. … diye düşünmek.
öýütmek bk. öyt-.
öz 1. Kendi.
2. Öz, asıl.
öz-özünden Kendiliğinden.
özara 1. Kendi içinde.
2. Karşılıklı.
özbaşdak Bağımsız, müstakil, hür, özgür.
Özbek Özbek.
özboluşly Özgün, farklı.
özen Öz, iç.
özge 1. Başka, başkası, diğer, öteki, öbür.
2. Yabancı, başkasına ait.
özgerişlik Değişiklik.
pagta Pamuk.
pagtaçy Pamukçu.
pähim Akıl, fikir, anlayış, sezgi, feraset.
pahyr 1. Yoksul, fakir.
2. Biçare, âciz, zavallı.
3. Rahmetli.
päk Pak, temiz, saf, duru.
päki Ustura.
päkize Pak, temiz, saf, duru.
palçyk Balçık, çamur.
pälwan Pehlivan.
pamyk Pamuk (bitki adı olarak).
panus Fener, lâmba.
papak Kasket, şapka.
para¹ Rüşvet.
para² Parça.
parahat Huzurlu, sakin, sessiz.
parahatlyk 1. Sakinlik, sessizlik, sükûnet, huzur.
2. Barış.
parasat Feraset, akıl, düşünce.
parasatlylyk Ferasetlilik, akıllılık.
parça¹ Parça.
parça² Giyilmemiş elbise, yeni elbise/takım.
parçalamak Parçalamak.
parh Fark.
parlamak Parlamak.
parowoz (Buharlı) lokomotif.
Pars Fars.
partiýa Parti.
parz Farz.
pasyl Mevsim.
paşmak Şansı olmak, kısmeti açılmak.
patrak Kavrulmuş mısır.
paty-puty Ufak tefek ev eşyası; pılı pırtı.
patyşa Çar.
paý Pay, hisse.
paýhas Feraset, anlayış, sezgi, his, zekâ.
paýhasly Ferasetli, anlayışlı, zeki.
paýlamak Bölmek, bölüştürmek, üleştirmek, dağıtmak.
paýlanmak Bölünmek, bölüştürülmek, üleştirilmek, dağıtılmak.
paýlaşmak Paylaşmak, bölüşmek.
paýtun Fayton.
paýtunçy Faytoncu.
peç Soba.
peder Baba.
pel Tarla, arsa, parsel.
pelek Felek, dünya.
pelpellemek Havada kanat gerip durmak, süzülmek.
pena 1. Barınak, sığınak.
2. Himaye eden, koruyan, koruyucu.
3. Yardım.
penje Pençe.
penjek Ceket.
penjire Pencere.
pent Nasihat, öğüt.
perde Perde.
peri 1. Peri, peri kızı.
2. Güzel.
peri-peýker 1. Peri, peri kızı.
2. Güzel.
perişde Melek.
perizat Peri, peri kızı.
perron Peron.
perzent Çocuk, yavru, bebek.
pes 1. Alçak, düşük, basık, aşağı, engin.
2. Alçak, pespaye, süflî, kötü.
peselmek Alçalmak, eksilmek, düşmek, inmek.
peslemek 1. Aşağı inmek, aşağıdan uçmak (kuş, uçak vb.).
2. Sağlığı bozulmak, sağlık durumu kötüleşmek.
pessejik Biraz engin/alçak.
peýda bolmak Ortaya çıkmak, görünmek.
peýda etmek Fayda etmek, fayda vermek.
peýda¹ 1. Fayda.
2. Kâr, kazanç.
peýda² Ortaya çıkma, görünme.
peýdalanmak Faydalanmak.
peýdaly Faydalı.
peýkam Yayın ucu temrenli oku, ok.
peýmana 1. Bardak, kâse.
2. Ölçek.
3. Ecel.
peýmanasy dolmak Vefat etmek, ölmek.
pida Feda olan, kurban.
pida etmek Feda etmek, bir şeyin uğruna canını vermek.
pikir Fikir, düşünce.
pikir bermek 1. Dikkat etmek.
2. Dikkatle dinlemek.
3. Önemsemek, önem vermek.
4. Değer vermek.
pikir etmek Fikretmek, düşünmek, tasavvur etmek, tasarlamak.
pikir eýlemek Fikretmek, düşünmek, tasavvur etmek, tasarlamak.
pikirlenmek Düşünmek.
pil Bel, kürek.
pisse Antep fıstığı.
pişme Pişi.
plan 1. Plân.
2. Program.
planeta Gezegen.
poçta Posta, postahane.
poema Uzun şiir.
poeziýa Şiir.
pogon Apolet, omuzluk.
polat Çelik.
polkownik Albay.
pomidor Domates.
porsamak Pis kokmak, leş gibi kokmak.
port¹ Liman.
port² Kırılgan, zayıf, gevşek.
portfel Çanta.
pos Küf, pas.
post Sınır ve benzeri yerlerde bulunan gözetleme noktası, gözetleme kulesi.
pökgi Top (spor için).
professional Profesyonel.
pudak 1. Dal (ağaç için).
2. Dal, kol, şube.
pugta 1. Sağlam.
2. İyi.
pukara Fakir, yoksul.
pul Para.
pursat 1. Zaman, vakit, an.
2. Fırsat.
puşman Pişman.
puşman etmek Nedamet etmek, pişman olmak, pişmanlık duymak.
pürli İğne yapraklı.
pyçak Bıçak.
pygamber Peygamber.
pyntyk Tomurcuk.
pyrlanyp-pyrlanyp Döne döne.
pyşyrdamak 1. Fısıldamak.
2. Mırıldanmak.
pytramak Dağılmak, yayılmak, saçılmak.
pyýada 1. Adam, insan.
2. Yaya.
3. Satrançta oyun başında ön sıraya dizilen sekiz küçük taş, piyon, piyade.
pyzmak 1. Al aşağı etmek.
2. (Tahttan) indirmek.
radio Radyo.
rahat Rahat.
rast Doğru, gerçek.
raýat Tebaa, uyruk.
razy 1. Hoşnut, memnun, razı.
2. Tatmin olma.
3. Yetinme.
razylaşmak 1. Razı olmak, rıza göstermek.
2. Anlaşmak.
3. Helâlleşmek.
rehimli Merhametli.
rehimsiz Merhametsiz, acımasız.
reňbereň Rengârenk, renk renk.
reňk 1. Boya.
2. Renk.
reňkli 1. Boyalı.
2. Renkli.
resmi Resmî.
rewolýusion Devrim.
reýhan Reyhan, fesleğen.
romantik Romantik.
romantiki Romantizme dayanan, temelini romantizmden alan.
romantizm Romantizm.
rugsat Ruhsat, izin.
ruh Ruh.
Rum Anadolu.
Rus Rus.
sabamak Bitmek, tükenmek.
sabyr Sabır, tahammül.
sabyr etmek Sabretmek, dayanmak, tahammül etmek.
sabyrlylyk Sabırlılık, dayanıklılık.
saç Saç.
saçak Sofra.
saçmak Saçmak, serpmek.
sada 1. Basit, sade, yalın.
2. Sade, alçak günüllü, mütevazî.
3. Anlaşılır, açık.
sadaka Kurban.
sadalyk Sadelik, alçak gönüllülük, mütevazîlik.
sadap 1. Sedef.
2. Düğme.
sadyk Sadık, vefalı.
sag-aman Sağ salim.
sag¹ Sağ, sağlığı yerinde, sağlıklı, sağlam, sıhhatli.
sag² Sağ (yön).
sagat Saat.
sagat Sağlıklı, sağlığı yerinde, sıhhatli, hastalıksız, sağlam.
sagdyn Dinç, sağlam.
saglyk Sağlık, sıhhat.
sagmak Sağmak.
sagry Sağrı, sırt.
sahap Cilt (kitap için).
sähel Biraz, azıcık, az.
sähelçe Azıcık, birazcık.
säher Seher, sabah.
säher bilen Sabahleyin.
sähra Sahra, çöl.
sahy Cömert, eli açık.
sahylyk Cömertlik.
sahypa Sayfa, sahife.
saka 1. Kanalın/ırmağın suyunun bölündüğü yer; su bölünme yeri.
2. Aşık oyununda atılıp oynanan seçme aşık ya da inek veya deve aşığı.
3. Kavşak (yol).
sakçy Muhafaza eden, koruyan, muhafız, bekçi.
sakga Birden, anîden.
sakgal Sakal.
sakgally Sakallı.
saklamak 1. Saklamak, korumak, muhafaza etmek.
2. Gizlemek.
3. (Eline) almak, tutmak.
4. (Hatırda) tutmak.
saklanmak 1. Durmak, duraklamak.
2. Korunmak, saklanmak, muhafaza edilmek.
3. Saklanmak, gizlenmek.
saklaw Muhafız, koruma.
sal Sal (suda).
sala salmak Danışmak, birinin fikrini almak, istişare etmek.
salam 1. Selâm.
2. Selâmün aleyküm, merhaba!
saldyrmak 1. Yaptırmak, kurdurmak.
2. Bir şeyin içine yerleştirmek.
salgy bermek Tavsiye etmek.
salgym Serap.
salkyn Serin, soğuk.
sallamak Salmak, yukarıdan aşağıya bırakmak, indirmek.
sallançak Salıncak.
salmak 1. Yapmak, kurmak.
2. İçine koymak, yerleştirmek.
salym Zaman, vakit.
salynmak 1. Kurulmak, inşa edilmek, yapılmak.
2. Kendisi için kurmak, inşa etmek, yapmak.
Salyr Bir Türkmen oymağının adı.
salyşmak 1. Birlikte çalışmak, iş yapmak, inşa etmek, kurmak.
2. Birlikte koymak, yerleştirmek.
3. Kavga etmek.
4. Çarpışmak, vuruşmak (düşmanla).
saman Saman.
samolýot Uçak.
samsyk Ahmak, aptal, geri zekâlı, serseri.
san Sayı.
sana girmek Adam yerine konulmak.
sanalgysy dolmak Vadesi yetmek.
sanalmak Sayılmak, hesaplanmak.
sanamak Saymak.
sanawaç 1. Çocuk oyunlarında söylenen ahenkli sözler.
2. Ölenin ardından söylenen bir tür ağıt.
sançmak 1. Batırmak, saplamak.
2. İğne vurmak.
sandyk Sandık.
sandyramak Zangırdamak, titremek.
sanly Sayılı gün, az vakit, kısa zaman.
sansyz 1. Hakir/hor görülen, insan yerine konulmayan.
2. Sayısız, çok fazla, haddinden fazla.
sany Adet, tane.
sapa Sefa, zevk, keyif, eğlence.
sapak 1. Ders.
2. Ev ödevi.
sapak almak 1. Ders almak, okumak.
2. Eğitim görmek, öğrenmek, tecrübe kazanmak.
sapaly Zevkli, eğlenceli, keyifli.
saralmak Sararmak.
saramak Sarmak, dolamak, bağlamak.
sarartmak Sarartmak.
saraý 1. Saray, köşk.
2. Şehre gelenlerin dinlenebilmesi için yapılan yer.
3. Hayvan bağlanan geniş avlu.
sargyt 1. Vazife, görev, iş.
2. Tembih.
sargyt etmek Rica etmek, bir işi yapmasını istemek, buyurmak, emretmek.
sarpa 1. Kıymet, değer.
2. Hürmet, saygı.
sarpa goýmak Saymak, hürmet göstermek, saygı duymak, hürmet etmek.
sarpa saklamak Saymak, hürmet göstermek, saygı duymak, hürmet etmek.
sarsmak Sallanmak, titremek, sarsılmak.
sary Sarı.
Saryk Bir Türkmen oymağının adı.
sasi Bozuk, kötü.
sataşmak 1. Rastlamak, karşılaşmak.
2. Buluşmak, görüşmek.
3. Yakalanmak, tutulmak (hastalık vb.).
satmak Satmak.
satylmak Satılmak.
säw Yanlış.
saýa Gölge.
saýa salmak Gölge salmak, gölgelenmesini sağlamak.
saýawan Şemsiye.
saýgarmak Seçmek, gözü iyi almak, farketmek, tanımak, bilmek.
saýhally 1. Düzenli, tertipli.
2. Terbiyeli, uysal.
saýhallylyk 1. Düzenlilik, tertiplilik.
2. Terbiyelilik, uysallık.
saýlamak Seçmek, ayırmak.
saýlanmak 1. Seçilmek, farkedilmek.
2. Bir yerden uzaklaşmak.
3. Yetişip olgunlaşmak, büyümek.
saýmak¹ Saymak, farzetmek, kabul etmek.
saýmak² Pamuk, yün vb. şeyleri değnekle dövmek.
saýramak 1. Ötmek, şakımak.
2. Mutlu konuşmak, sanatlı konuşmak.
3. Güzel türkü söylemek, güzel ses çıkarmak.
saýýat Avcı.
saz 1. Beste, ezgi.
2. Saz (müzik aleti).
sazak Orta Asya’nın kumluk yerlerinde yetişen ve yakacak olarak kullanılan iğne yapraklı bir ağaç.
sazanda Müzisyen, çalgıcı.
sazly Müzikli, müzikal.
sebäp 1. Sebep.
2. Çünkü.
sebäpli -dan/-den ötürü, -dan/-den dolayı.2. Sebepli, sebebi var olan.
sebet Sepet.
sebit Civar, yöre.
seçek Saçak, püskül.
seçekli 1. Saçaklı, püsküllü.
2. Bir şal türü.
seçilmek 1. Saçılmak, serpilmek.
2. Seçilmek.
seçmek 1. Dağıtmak, serpmek, saçmak.
2. Seçmek.
seda Ses, seda.
sedasyz 1. Sessiz, sessiz sedasız.
2. Sessizce.
seki Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set; seki.
sekunt Saniye.
selçeň Sık olarak rastlanmayan, seyrek.
seleň Engin, çok geniş.
selin Kumluk yerlerde yetişen iğne yapraklı, çok yıllık bir bitki.
sem Sessiz.
sem bolmak Suspus olmak, sesini kesmek.
sem etmek Susturmak.
sen Sen.
sene Sene, yıl.
senet 1. Sanat, meslek.
2. Alet edevat, araç gereç.
senetçi Sanatkâr.
senetçilik Sanatkârlık.
sepil Sefalet çeken, sefil, yoksul, muhtaç.
sepilmek Serpilmek, saçılmak.
sepmek Saçmak, serpmek.
ser 1. Baş, kafa.
2. İstek, arzu, heves, meyil.
serçe Serçe.
serdar Başkan, lider, serdar, kumandan, komutan.
seredişmek 1. Bakışmak, karşılıklı olarak birbirine bakmak.
2. Bir işi incelemede yardımlaşmak.
seretmek 1. Bakmak.
2. İncelemek, gözden geçirmek.
sergezdan Serseri, avare, ipsiz, sefil.
sergin Serin.
serhoş 1. Hoşa giden bir şeyden dolayı kendinden geçen.
2. Bir şeyden çok fazla mutluluk duyan.
sermek Sermek, yaymak, açmak.
sermemek Bir şeyi el ile aramak, yoklamak, karıştırmak.
serpaý Takdir edilen, beğenilen bir kimseye giydirilen süslü elbise; hilât, kaftan.
serpmek 1. Açıp bırakıvermek, hızlıca açmak.
2. Serpmek, dağıtarak dökmek, saçmak.
serwi Servi.
ses Ses, seda.
ses bermek Ses vermek, seslenmek, karşılık vermek.
ses etmek Ses çıkarmak, seslenmek.
seslenmek Seslenmek.
setir Satır.
seýil Gezinti, piknik, eğlence.
seýil etmek Geziye çıkmak, piknik yapmak, eğlenmek.
seýran Seyran, gezinti.
seýran etmek Gezinmek, gezintiye çıkmak.
seýrek Seyrek, sık olmayan.
sil Sel, tufan.
silkelemek Silkelemek.
silkinmek Silkinmek.
simap Cıva.
siňdirmek Sindirmek, içine iyice işlemesini sağlamak.
siňe Dikkatle, ilgiyle.
siňe seretmek Dikkatle bakmak, gözden geçirmek, incelemek.
siňek Sinek.
siňmek 1. Sinmek, içine iyice işlemek, nüfuz etmek.
2. Sinmek, saklanmak, gizlenmek.
sinonimdeş Eş anlamlı, anlamdaş.
sitata Alıntı, iktibas.
siz Siz.
sojamak 1. Yorulmak, nefes nefese kalmak.
2. Hızlı hızlı nefes almak/solumak.
sokmak Sokmak.
sol Sol.
soldat Asker, nefer.
solmak Solmak.
soltan Sultan.
soň 1. Sonra.
2. Son.
3. Bir işin arkası/devamı.
sona Yaban ördeği, suna.
soňabaka Sonunda, nihayet, en sonunda.
sonar Geniş otlak, çimen, çayır, çayırlık.
soňky 1. Sonraki.
2. Son, en son.
soňra Sonra, bilâhere.
sorag 1. Soru, sual.
2. Sorgulama, soruşturma.
sorag etmek Soruşturmak, sorgulamak.
soraglamak Sorgulamak, soruşturmak, araştırıp soruşturmak.
soramak Sormak.
sormak 1. İçine çekmek, içmek.
2. Emmek.
sowa 1. Tam üstünden değil de yanından.
2. Biraz uzak, sapa.
sowal 1. Soru, sual.
2. Mesele, problem.
sowal bermek Soru sormak, sormak.
sowamak Soğumak.
sowatly Aydın, münevver, bilgili.
sowatmak Soğutmak.
sowatsyz Okuma yazma bilmeyen, cahil.
sowdep Meclis.
sowet 1. Meclis.
2. Kurul, konsey, şura.
sowgat Hediye, armağan, hatıra.
sowhoz Sovhoz, devlet üretme çiftliği.
sowmak 1. Karşılamak.
2. Yüzünü dönmek, yüz çevirmek.
3. Çevirmek, döndürmek, yönünü değiştirmek.
sowuk Soğuk.
sowulmak 1. Olup geçmek/bitmek (iş, olay vb.).
2. Başka tarafa dönmek, yolunu değiştirmek, dolanıp geçmek/gelmek, dönüp gelmek.
3. Defolmak.
4. Çekilmek, çekilip gitmek.
sowurmak 1. Savurmak, savurup temizlemek.
2. Savurmak, gereksiz yere harcamak.
soýmak 1. (Kabuğunu) soymak.
2. Kesmek (koyun, keçi vb.).
sögüşmek 1. Karşılıklı olarak birbirine kötü söz söylemek, küfürleşmek.
2. Karşılıklı olarak birbirine gönül kırıcı sözler söylemek.
söhbet Sohbet, konuşma, hasbıhâl.
söhbet etmek Sohbet etmek.
sökmek 1. Sökmek.
2. Birçok yeri dolaşmak, bir şey aramak maksadıyla çok yol yürümek.
sönmek Sönmek.
söwda Ticaret, alış veriş.
söwer Sevgili.
söweş Savaş, mücadele.
söweş etmek Savaşmak.
söweşmek Savaşmak, mücadele etmek.
söwmek Sevmek.
söýgi Sevgi, aşk, sevda.
söýgüli Sevgili, yâr, yavuklu.
söýlemek Söylemek, demek.
söýmek Sevmek.
söz 1. Söz.
2. Kelime.
söz gatmak Birine bir şey diyerek söze başlamak, konuşmak, sohbet etmek.
sözen Kumda yetişen dik gövdeli, iğne yapraklı bodur bir ağaç.
sözlemek Konuşmak, bahsetmek.
sözlük Sözlük.
stadion Stat.
stakan Bardak.
stil Yöntem, tarz, usul, stil, üslûp.
stol Masa.
student Öğrenci, talebe (daha çok fakülte ve yüksek okullarda okuyanlar için kullanılır).
stul Sandalye.
sudur 1. Slûet, şekil, görüntü, karaltı, gölge.
2. Boy, endam.
3. İz, eser.
sulfat Sülfirik asidin tuzu veya esteri; sülfat.
sumka Çanta.
sungat Sanat.
supra Sofra.
surat 1. Fotograf, resim, tablo.
2. Şekil, görünüş, slûet.
surnukmak Çok yorulmak, takatı kaçmak.
sussupeslik Keyifsizlik, neşesizlik, moral bozukluğu.
sust Keyifsiz, huzursuz, içine kapalı, durgun.
suw Su.
suwly 1. Sulak.
2. Sulu.
sülgün Sülün.
süllermek Susuzluk veya sıcaktan kurumak (bitki için).
sülmüremek Başını öne eğip fazla konuşmadan oturmak, süzülmek.
sülmüreşmek Hep birlikte baş eğip konuşmadan oturmak, süzülmek.
süňk Kemik.
süpürmek 1. Süpürmek.
2. Silmek.
süri Sürü.
sürmek 1. Götürmek, kımıldatmak, hareket ettirmek, yürütmek, sürmek.
2. (Çift) sürmek.
sürünmek 1. Hareket etmek, ilerlemek, sürünmek.
2. Saldırmak, çarpmak, vurmak.
sütem Baskı, zulüm, eziyet.
süýji Tatlı, lezzetli.
süýnmek 1. Uzanmak.
2. Hızlıca geçip gitmek, uçmak.
3. Çakmak (şimşek).
süýremek Sürümek, sürüklemek.
süýrenmek Sürünmek, sürünerek yürümek.
süýşmek Yavaşça hareket etmek, kımıldanmak.
süýt Süt.
süýtçi Sütçü.
süýüm Lif, tel, iplik.
süzmek Süzmek.
sygmak Sığmak.
sygynmak Sığınmak, yardım dilemek.
sygyr İnek.
sykylyk Islık.
sylag 1. Saygı, hürmet.
2. Mükâfat, ödül.
sylamak 1. Saygı göstermek, hürmet etmek.
2. Acımak, merhamet etmek.
sylmak 1. Silmek.
2. Sürmek, çalmak (bir şeyin yüzüne).
syn etmek 1. Kontrol etmek, gözden geçirmek.
2. Dikkat etmek.
3. Dikkatle bakmak, süzmek.
syn¹ Kontrol, gözden geçirme, dikkat etme.
syn² Etek.
syna 1. Sine.
2. Beden, vücut, endam.
3. Organ, uzuv.
synag 1. Deney, tecrübe, deneme.
2. İmtihan, sınav.
synamak Denemek, sınamak.
syndyrmak Kırmak, parçalamak.
synlamak 1. Gözlemek, izlemek.
2. İncelemek, gözden geçirmek, kontrol etmek.
3. Dikkat etmek.
synmak Kırılmak, parçalanmak.
sypal Saman, sap.
sypalamak Sıvazlamak, okşamak.
sypamak Sıvazlamak, okşamak.
sypat 1. Şekil, biçim, görünüş.
2. Huy, tabiat, karakter.
sypaýy Edepli, ağırbaşlı, kibar.
sypdyrmak 1. Elinden kaçırmak.
2. Bir sırrı açıklamak, ifşa etmek.
3. Azat etmek, serbest bırakmak.
sypmak Kurtulmak, kaçmak.
syr Sır, muamma.
syrat Suret, şekil, dış görünüş, boy bos, kılık kıyafet.
syrça Cama benzeyen soğuk ve saydam cilâ; emay.
syrdam 1. Uzun, dik.
2. Uzun boylu.
syrdaş Sırdaş.
syrly Sırlı, esrarengiz.
syrmak 1. Sıyırmak, silmek, süpürmek (bir şeyin yüzünü).
2. Kazımak (sakal vb.).
3. Bıçak, kılıç gibi şeyleri kabından/kınından çıkarmak.
4. Dolaşıp durmak, gezinmek.
syryk Sırık.
syrylmak 1. Bir şeyin örtüsü açılmak.
2. Kazınmak (saç, sakal vb.).
3. Sıyrılmak, sıyrılıp düşmek.
syýahatçy Seyyah, gezgin.
syýasat Siyaset.
syýasatçy Siyasetçi, politikacı.
ş.m. vb.
şa 1. Şah.
2. Çar.
şabaz Kahraman, yiğit.
şabram Dökülmüş, saçılmış (saç, yaprak vb.).
şadyýan Şen şakrak, mutlu.
şagal Çakal.
şägirt 1. Talebe, öğrenci.
2. Kalfa, çırak.
şaha Dal, budak.
şahalak Çok dalı, dallı budaklı (ağaç).
şäher Şehir.
şahs Şahıs, kişi.
şahyr Şair.
şaly Pirinç.
şan Şan, şöhret.
şapak Şafak, tan kızıllığı, fecir.
şärik Ortak, iş ortağı.
şärik bolmak Ortak olmak, katılmak.
şarpyk Sille, tokat, dayak.
şat Şen, neşeli, mutlu, şat.
şat bolmak Şad olmak, mutlu olmak, sevinmek.
şatlanmak Şad olmak, mutlu olmak, sevinmek.
şatlyk Sevinç, mutluluk.
şatlykly Mutlu, sevinçli, memnun.
şaty Gazap, öfke, hiddet, kızgınlık.
şaý 1. Süs, ziynet.
2. Hazırlık, tertibat.
şaý-sep 1. Ziynet.
2. Çeyiz.
şaýat Şahit.
şaýat bolmak Şahit olmak, görmek.
şaýlanmak 1. Güzel elbise giyinmek, süslenmek, ziynet eşyası takınmak.
2. Süslenmek, bezenmek.
3. Yol hazırlığı görmek, hazırlanmak.
şekil Şekil, biçim, görünüş.
şekilli Gibi.
şelpe Türkmen kadınlarının kullandıkları bazı ziynet eşyalarının alt kısmına halkalarla takılan süsler (Bazı şairler zaman zaman ağaç yapraklarını da bu isimle anmaktadırlar).
şem Mum.
şemal Rüzgâr, yel.
şenbe Cumartesi.
şepagat Merhamet, esirgeme, koruma.
şepe Dost, ahbap, arkadaş.
şer 1. Şer, kötülük.
2. Kavga, çekişme, niza.
3. Savaş, cenk.
şerigat İslâm dinine ait kurallar bütünü; şeriat.
şert 1. Şart.
2. Vaat, ahit, verilen söz.
3. Karar, anlaşma, sözleşme.
şert etmek Karar vermek, karara bağlamak, kararlaştırmak.
şetdaly Şeftali.
şeý bk. şeyle.
şeýda Şeyda, aşktan çılgına dönmüş, mecnun.
şeýle Şöyle, böyle, öyle, onun gibi.
şeýlelikde Böylece, sonunda, böylelikle.
şeýtmek Şöyle/böyle yapmak, bu şekilde yapmak.
şindi Şimdi, bu gün, hâlen, daha.
şindiz bk. şindi.
şir Arslan.
şire Özsu, usare, şıra.
şirin Şirin, tatlı, hoş, güzel.
şo O, bu, şu.
şo ýer Şura.
şol 1. O, bu, şu.
2. İşte.
şol arada O sırada.
şol sebäpli O yüzden, bu sebeple, onun için.
şolar Onlar.
şonça O kadar.
şonda 1. O sırada, o anda.
2. Onda.
3. Orada.
şondan 1. Ondan.
2. O zamandan, o günden.
şor 1. Tuz.
2. Tuzlu, çorak.
şorta söz Nükte, espri.
şowa Dar görüşlü/düşünceli.
şowhun 1. Gürültü.
2. Coşkunluk, coşku.
şöhle Işık, şûle.
şöhrat Şöhret, nam, ün.
şu 1. Şu.
2. Bu.
şu ýer Şura.
şular Şunlar.
şully Ağrılı ve akıntılı (göz).
şum 1. Kötü.
2. Uğursuz, şom.
şumluk 1. Tatsızlık, üzüntü.
2. Talihsizlik.
şunça O kadar, o derece.
şunlukda Bununla birlikte, böylelikle.
şübhe Şüphe, kuşku.
şübhesiz Şüphesiz, kuşkusuz.
şükür Şükür.
şükür etmek Şükretmek, hamd etmek.
şybyk Nargile, çubuk.
şybyrdamak Şıpırdamak.
şygyr Şiir.
şygyrýet Şiiriyet, şiirsellik.
Tâ.
tabak Tabak, çanak.
tabşyrmak 1. Vermek, devretmek.
2. Nasihat etmek, öğüt vermek.
3. Tavsiye etmek, tavsiyede bulunmak.
tabyn Tâbi.
tabyn bolmak Tâbi olmak, bağlanmak, birinin kontrolü altına girmek.
tabyn etmek Zorlamak, zora koşmak.
tabyt Tabut.
täç Taç.
tagam Lezzet, tat.
taglymat Talimat, yönerge.
tagma 1. Damga.
2. İz, belirti.
tagt Taht.
tagta Tahta, ahşap.
tagzym
tagzym etmek Selâm vermek, selâmlamak.
Täjik Tacik.
takal Manasız, boş, yersiz (söz).
takat 1. Sabır, tahammül.
2. Derman, güç, takat.
takat etmek Sabretmek, dayanmak, tahammül etmek.
tal Söğüt.
talaň Yağma, talan.
talaňçy Yağmacı, talancı.
tam Ev, mesken, dam.
tama Ümit.
tama etmek Ümit etmek, ummak, beklemek.
tamakin 1. Ümitli, ümit eden.
2. Heves eden, hevesli.
tamdyr 1. Tandır.
2. Fırın.
tämiz Temiz.
tanalmak 1. Bilinmek.
2. Tanınmak.
tanamak 1. Bilmek, haberdar olmak.
2. Tanımak.
tanatmak Tanıtmak, takdim etmek, tanıştırmak.
Taňry Allah, Tanrı.
tanyg Şahit, tanık.
tanyş Tanıdık, bildik, tanış, aşina.
tanyş etmek Tanıştırmak.
tanyş-biliş Tanıdık, bildik.
tanyşmak Tanışmak.
tap 1. Hâl, durum.
2. Güç, kuvvet.
tapawut Fark, ayırım.
tapawutlanmak Farkedilmek, ayrılmak, dikkati çekmek.
tapawutly Farklı, özgün, ilgi çekici.
taplamak 1. Su vermek (çelik).
2. Dayanıklı kılmak, çelikleştirmek.
3. Dayanıklılığı artmak, daha dayanıklı olmak, çelikleşmek.
tapmak Bulmak.
tapylmak Bulunmak.
tapyşmak 1. Kavuşmak.
2. Buluşmak, görüşmek.
tar 1. Tel, kiriş.
2. Kıl, tüy, saç teli.
tär Usul, metot, yöntem, yol.
tarap¹ Taraf, yan.
tarap² -a/-e doğru.
taraz Irmak veya kanalın suyunun bölündüğü yer, su bölünme yeri.
tartmak 1. Çekmek.
2. Bir şeyi germek.
taryh Tarih.
taryhy Tarihî.
taryp Övgü, medih.
taryp etmek Övmek, methetmek.
taryplamak Övmek, methetmek.
tas Az kalsın, neredeyse.
täsin 1. Harika, şahane.
2. Muhteşem, görkemli.
3. Garip, tuhaf, şaşırtıcı.
täsir Tesir, etki.
täsir etmek Tesir etmek, etkilemek.
täsirli Tesirli, etkili.
taşlamak 1. Atmak, fırlatmak.
2. Bırakmak, terketmek.
Tatar Tatar.
tawuş Ses.
taý¹ Denk, benzer, bedel, eş, çift olan şeylerin her biri.
taý² Taraf, yan, civar.
taýak 1. Değnek, sopa.
2. Asa, baston.
taýmak Kaymak.
taýpa Aşiret, kabile, oymak.
taýýar Hazır.
taýýarlanmak Hazırlanmak.
taýýarlanylmak Hazırlanılmak.
taýýarlyk Hazırlık.
taýyn Hazır.
täze 1. Taze.
2. Yeni.
täzelenmek Tazelenmek.
tebigat Tabiat.
tebigy Tabiî, doğal.
tebsiremek Susamak, susuzluktan dudağı kurumak.
tegelek Yuvarlak, değirmi, toparlak.
Teke Bir Türkmen oymağı.
teke Teke.
tekje Kap kacak koymak için duvarın yüzüne oyularak yapılan seki; raf, dolap.
teklip Teklif, öneri.
telbe Deli, çılgın.
telefon Telefon.
telefon awtomat Otomatik telefon makinesi.
telefon etmek Telefon etmek.
telegramma Telgraf.
telim 1. Birkaç.
2. Defalarca, tekrar tekrar, çok.
telpek Kalpak.
ten Vücut, gövde, ten.
ter Taze.
ters 1. Yanlış, uygunsuz.
2. Karşı, zıt.
3. Geçimsiz, uyumsuz, aksi.
tersine Tersine, aksine.
tertip-düzgün 1. Kural, kaide.
2. Düzen, tertip, nizam.
teselli Teselli, avunma.
tesmek Çekilmek, gerilemek.
teşne Susuz.
tigir Tekerlek, teker.
tikin Dikiş.
tikmek Dikmek.
til Dil.
tilki Tilki.
tilsim Sır, giz.
tip Tip, biçim.
tire Aşiret, kabile, oymak.
tiredeş Aynı kabileden olan.
tisgindirmek İrkiltmek, irkilmesine sebep olmak.
tisginmek İrkilmek, silkinmek, titremek.
tiz Tez, çabuk, hızlı.
toba Tövbe, pişmanlık.
toba eýlemek Tövbe etmek.
togdary Büyük toy kuşu.
tohum Tohum.
tokaý Orman.
tokga Topak.
tolgundyryjy Heyecanlandırıcı.
tolgunmak Heyecanlanmak.
tolkun Dalga.
tolkun atmak Dalgalanmak.
tomus Yaz.
top Top (silâh).
topar 1. Grup, kısım.
2. Yığın, küme.
toplamak Derlemek, toplamak.
toprak Toprak, yer.
topuk Topuk.
topulmak Atılmak, hücum etmek.
tor¹ Ağ (balık için).
tor² File.
toraňňy Sepetçi söğüdü.
torgaý Çayır kuşu, toygar.
towlamak Bükmek, kıvratmak, burmak, çevirmek, döndürmek.
towuk Tavuk.
towusmak Atlamak, sıçramak, hoplamak.
toý Düğün, toy, şenlik, şölen, ziyafet.
toý etmek Düğün etmek.
toz Toz.
töhmet İftira, töhmet.
tör (Evde) baş köşe.
töre Saygın kişi.
tötänden Rastlantı sonucu, tesadüfen.
tötänlik Rastlantı, tesadüf.
töwerek 1. Civar, çevre, etraf.
2. Ortalık.
traktor Traktör.
tribuna 1. Kürsü.
2. Tribün.
trolleýbus Troleybüs.
tukat Kaygılı, gamlı, keyifsiz, üzgün.
tumşuk 1. Hayvanların ağız ve burun kısmı.
2. Yüz (insan için).
tupan Kasırga, tipi.
turmak Kalkmak.
tut Dut.
tutaşmak Tutuşmak, ateş almak, yanmak.
tutdurmak 1. Tutturmak, kavratmak.
2. Tutturmak, yakalatmak.
3. Tutuklatmak, hapsettirmek.
4. Bir tarafa doğru hızlıca gitmek.
5. Tutturmak, yapıştırmak.
tutmak 1. Tutmak, kavramak.
2. Tutmak, yakalamak.
3. Kaplamak, örtmek, bürümek.
4. Çevirmek, yönünü değiştirmek.
5. Tutmak, kiralamak.
6. Kurmak, yapmak, inşa etmek.
7. Asmak, germek.
tutulmak 1. Tutulmak, kavranmak.
2. Tutulmak, yakalanmak.
3. Örtülmek, kaplanmak.
4. Tutulmak, kiralanmak.
5. Kurulmak, yapılmak, inşa edilmek.
6. Sulanmak, su verilmek.
7. Yöneltilmek, doğrultulmak.
tutunmak Kendisi için bir şey edinmek.
tutuş Tam, tamam, bütün.
tümmek Tümsek.
tüpeň Tüfek.
türkana Basit, yalın, sade, saf.
Türkmen Türkmen.
türme Ceza evi, hapishane.
tüsse Siyah duman, duman.
tüwdürmek Birini veya bir şeyi hızla yuvarlayıp bırakıvermek.
tüweleý Kasırga.
tüýnük 1. Çadırda kullanılan uzun ve ince ağaçların tepede birleştiği yuvarlak kısım.
2. Ev.
tüýs 1. Hakikî, gerçek, asıl.
2. Tıpatıp, aynı, tıpkı, tam.
tyg Kılıç, bıçak vb. şeylerin uzayıp giden keskin ucu.
tylla Altın.
tymsal Sembol, simge, örnek, timsal.
Uç.
uçgun Kıvılcım.
uçmak Uçmak.
uçramak 1. Rastlamak, karşılaşmak.
2. Uğramak, maruz kalmak.
uçurmak Uçurmak.
uçursyz Çok, pek çok, çok çok, haddinden fazla.
ugradylmak Gönderilmek, yollanmak.
ugramak Gitmek, yollanmak, yola çıkmak/düşmek.
ugrunda Hakkında, için.
ugur 1. Mecra, yatak, rota, yol.
2. Yön, cihet, istikâmet.
3. Zaman, vakit, an.
uka batmak Uykuya dalmak.
uklamak Uyumak.
uky Uyku.
ukyp Kabiliyet, yetenek.
ukyply Kabiliyetli, yetenekli.
ukypsyz Kabiliyetsiz, yeteneksiz.
ulalmak Büyümek, gelişmek.
ulanmak Kullanmak, faydalanmak.
ulanylmak Kullanılmak, faydalanılmak.
ullakan 1. Büyük, iri.
2. Oldukça iri, çok büyük.
3. Önemli, faydalı.
ultimatum Ültimatom.
ulumsylyk Kendini beğenmişlik, kibirlilik.
uly Ulu, büyük.
umman Büyük deniz.
umuman Umumiyetle, genellikle.
umumy Genel, umumî.
umyt Ümit, umut.
umyt etmek Ümit etmek, ummak, ümitlenmek.
umytly Umutlu.
un Un.
unamak Onaylamak, tasdik etmek.
unutmak Unutmak.
ura Hurra!
ura-ura Vura vura.
urmak 1. Vurmak, çarpmak.
2. (Kurşun) atmak, vurmak.
3. Kendini bir şeyin içine atmak, hızla girip gitmek, dalmak.
urşujy Savaşçı, dövüşçü.
urug Uruk, soy, sülâle.
urunmak Çırpınmak.
uruş 1. Savaş.
2. Kavga, döğüş.
3. Çarpma, çarpış, vurma, vuruş.
uruşmak 1. Savaşmak.
2. Kavga etmek, dövüşmek.
ussa Usta.
ussat 1. Usta, mahir.
2. Üstat.
usul Metot, usul, yöntem, tarz, yol.
usul bilen Yavaşça, sessizce, sessiz bir şekilde.
uşak Ufak, küçük.
utanmak Utanmak, çekinmek, sıkılmak.
utgaşdyrmak 1. Birleştirmek, bağlamak.
2. Denkleştirmek.
utgaşdyrylmak 1. Birleştirilmek, bağlanmak.
2. Denkleştirilmek.
utmak 1. Kazanmak.
2. Yenmek.
3. Çıkarmak, atmak, gidermek (yorgunluk).
uwlamak Ulumak.
uýa Kız kardeş.
uýalmak Utanmak.
uýgun Uygun.
uýmak 1. Uymak.
2. İnanmak.
uzak 1. Uzak, ırak.
2. Uzun.
uzalmak 1. Uzamak.
2. Uzun sürmek, uzun müddet devam etmek.
uzamak Uzamak.
uzatmak 1. Uzatmak.
2. Süresini uzatmak.
3. Uğurlamak.
4. Yollamak, göndermek.
uzyn Uzun.
uzynlyk Uzunluk.
üç Üç.
üçin İçin, dolayı, ötürü, yüzden, yüzünden.
üçünjiden Üçüncü olarak.
ülje Vişne.
ülke Yurt, ülke.
üm alyşmak İşaretleşmek, jest ve mimiklerle anlaşmak.
ümlemek İşaret etmek.
ümsüm Sessiz sedasız, suskun, durgun.
ümsümlik Sükût, sessizlik.
ümür Sis, duman, pus.
ünji 1. Kaygı, tasa, keder.
2. Endişe.
üns 1. Dikkat.
2. İlgi, alâka.
üpjün Yeterli, gerektiği kadar var olan.
ürkmek Ürkmek, korkmak.
üst Üst.
üstesine 1. Üstelik.
2. Bir şeyi başka bir şeyle değişirken fazladan verilen; üste.
üstünlik Üstünlük, gâlibiyet, başarı.
üşemek Üşümek.
üşütmek Titremek.
üwremek Sallamak.
üýşmek Toplanmak, yığılmak.
üýşürmek Toplamak, yığmak.
üýşüşmek Üşüşmek, toplanmak, birikmek.
üýtgemek Değişmek, başkalaşmak.
üýtgeşiklik Değişiklik.
üzmek 1. Yolmak, koparmak.
2. Yırtmak.
3. Kesmek.
üzülmek 1. Kopmak.
2. Kesilmek.
üzüm Üzüm.
wada Vaat, verilen söz, taahhüt.
wada bermek Söz vermek.
wagon Vagon.
wagşy 1. Vahşi, yırtıcı.
2. Vahşî, zalim, vicdansız.
wagt Vakit, zaman, an.
wagtal-wagtal Zaman zaman, arada sırada, bazen.
wagtlap … vakitten/zamandan beri.
wagtlaýyn 1. Geçici olarak.
2. Geçici.
wah Vah, ah!
waka Vak’a, olay, hadise.
walla Vallahi.
wasp 1. Tasvir, anlatım.
2. Övgü, medih.
wasp etmek 1. Anlatmak, tasvir etmek.
2. Övmek, methetmek.
watan Vatan, yurt.
we Ve.
wekil 1. Delege.
2. Temsilci.
welaýat 1. Vilâyet.
2. Eyalet.
weli Veli, ermiş.
weli Fakat, ama, lâkin, ancak, yalnız.
welin bk. veli.
wepa Vefa.
wepaly 1. Vefalı, vefakâr, sadık.
2. Faydalı, hayırlı, iyi.
wepat Vefat, ölüm.
wepat bolmak Vefat etmek, ölmek.
wesýet 1. Nasihat, öğüt.
2. Vasiyet.
weý Vay!
weýran Viran, yıkık, harap.
weýran bolmak Yıkılmak, harap olmak, mahvolmak.
weýran etmek Yıkmak, harap etmek, mahvetmek.
weýran eýlemek Yıkmak, harap etmek, mahvetmek.
wezir Vezir.
wyşka Kule.
wyždan Vicdan, insaf.
ýa 1. Ya, veya, yahut.
2. Yoksa.
ýa da 1. Ya da.
2. Yoksa.
ýada düşmek Hatırlanmak.
ýada salmak Hatırlamak.
ýadamak 1. Yorulmak.
2. Usanmak, bıkmak.
ýadaw Yorgun, bitkin.
ýadawlyk Yorgunluk, bitkinlik.
ýadygär bk. yadığärlik.
ýadygärlik Yadigâr, anı, hatıra.
ýagdaý 1. Durum, hâl, vaziyet.
2. Takat, güç, mecal, derman.
ýagdyrmak Yağdırmak.
ýaglyk 1. Şal.
2. Baş örtüsü.
ýagmak Yağmak.
ýagmyr 1. Yağmur.
2. Yağış.
ýagny Yani.
ýagşy 1. İyi, güzel.
2. İyi kalpli.
ýagşylyk İyilik, güzellik.
ýagşylyk etmek İyilik etmek, iyilikte bulunmak.
ýagty 1. Işık.
2. Parlak, aydınlık.
ýagtylmak Açılmak, aydınlanmak.
ýagtylyk 1. Işık.
2. Neşe, sevinç, coşku.
3. Özgürlük.
ýagy Düşman, hasım.
ýagyr Yağır.
ýagyş Yağmur, yağış.
ýaka 1. Kıyı, kenar.
2. Yaka.
ýakmak¹ 1. Yakmak (ateş).
2. Yakmak (lâmba vb.).
3. Bir şeyin ısısı/acısı güçlü tesir etmek.
4. İncitmek, ağrıtmak.
ýakmak² Su vermek/içirmek, suya kandırmak.
ýakmak³ Beğenmek, hoşuna gitmek.
ýakut Mavi veya yeşil renkli kıymetli taş; yakut.
ýakymly Hoş, tatlı, sevimli.
ýakymsyz Sevimsiz.
ýakyn Yakın.
ýalak bk. yalı.
ýalak Köpeğe yal veya su verilen kap.
ýalan Yalan.
ýalaňaç Çıplak.
ýalbarmak Yalvarmak.
ýaldyramak Işıldamak, parıldamak, ışık saçmak.
ýalkym Parıltı, ışık.
ýalkym salmak Işık saçmak, parıldamak.
ýallanmak 1. Yallanmak, yiyecek verilmek (köpeğe).
2. Geçindirilmek, beslenmek.
ýallaýjy 1. Yallayan, yiyecek veren (köpeğe).
2. Geçindiren, besleyen.
ýalmamak 1. Verilenin hepsini yemek, silip süpürmek.
2. Silip süpürmek, ne var ne yoksa hepsini yok etmek.
ýalňyş Yanlış, yanlışlık, hata.
ýalňyş- Yanılmak, hata etmek.
ýalňyz Yalnız, tek, bir.
ýalpyldamak Işık saçmak, parıldamak.
ýaly Gibi, kadar.
ýalyn 1. Alev.
2. Ateş.
ýamamak Yamamak.
ýaman Kötü, fena.
ýamanlyk Kötülük, fenalık.
ýan Yan, taraf.
ýaň Yankı, aksiseda.
ýaňa 1. Yana, tarafa.
2. Ötürü, yüzünden.
ýaňadan Yeniden, tekrar.
ýaňadandan bk. yaňadan.
ýaňak Yanak.
ýanaşmak Yanaşmak, yaklaşmak.
ýandak Gövdesi dikenli, küçük ve kırmızı çiçekli bir bitki.
ýandyrmak Yakmak.
ýangynly Acılı, etkili, yanık.
ýaňky Az önceki, deminki
ýaňlanmak Yankılanmak.
ýanmak 1. Yanmak, tutuşmak.
2. Yanmak, ışık vermek.
3. Güneşten yanmak (deri).
4. Eziyet/azap çekmek.
5. Üzülmek, tasalanmak, kaygılanmak.
ýaňramak Lüzumsuz konuşmak, boş konuşmak, gevezelik etmek.
ýaňy 1. Yeni.
2. Yakında, yakın zamanda, yeni, az önce, demin.
ýaňyja bk. yaňı.
ýanýoldaş Karı kocadan her biri; eş.
ýap Ark, kanal, su yolu, dere yatağı.
ýaplanmak Dayanmak, yaslanmak.
ýapmak 1. Örtmek, kapamak, kapatmak.
2. Giydirmek (elbise).
3. Durdurmak, önüne set çekmek.
4. (Tandıra ekmek) kapamak, çarpıp yapıştırmak.
ýaprak Yaprak.
ýapy Tepe, tepeye benzer yüksek yerlerin sırtı.
ýapýaňy Az önce, biraz önce, demin.
ýapyşdyrmak 1. Yapıştırmak, tutturmak.
2. Birçok şeyin hepsinin üstünü bir seferde örtmek.
ýapyşmak Yapışmak, sıkıca tutmak.
ýar Yâr, sevgili.
ýara Yara.
ýaradan Yaratan, Allah.
ýaradylmak Yaratılmak.
ýaradylyş Yaratılış.
ýarag 1. Silâh.
2. Araç gereç, alet, cihaz.
ýaraglanmak 1. Silâhlanmak.
2. Gerekli araç gereçlerle donanmak.
ýaraly Yaralı.
ýaramak Yaramak, faydalı olmak, uygun gelmek, uymak.
ýaran Yakın dost, yaran.
ýaraşmak¹ Yakışmak, uygun düşmek.
ýaraşmak² Barışmak, uzlaşmak.
ýaraşyk¹ Yaraşık, uygunluk, yaraşma.
ýaraşyk² Barış, barışma.
ýaratmak Yaratmak.
ýarçyk Yarık, çatlak.
ýarmak 1. Dalamak.
2. Yarmak.
ýary Yarı, yarım.
ýary gije Gece yarısı.
ýarym Yarı, yarım.
ýaryş Yarış, müsabaka, yarışma, rekâbet.
ýaryş etmek Yarış etmek, yarışmak.
ýaryşmak Yarışmak.
ýas Yas, matem.
ýasalmak Yapılmak, meydana getirilmek.
ýasamak Yapmak, meydana getirmek.
ýasanmak Bir şeyi kendisi için yapmak.
ýassanmak Dayanmak, yaslanmak.
ýassyk Yastık.
ýasy 1. Yassı, yayvan.
2. Semiz, tombul.
ýaş¹ Yaş; yaşanan ömür müddeti.
ýaş² Yaş; göz yaşı.
ýaş³ 1. Genç.
2. Yeni.
ýaşamak Yaşamak, ömür sürmek.
ýaşaýyş Hayat, yaşayış.
ýaşlyk Gençlik, delikanlılık.
ýaşmak (Güneş) batmak.
ýaşuly 1. Yaşlı, ihtiyar.
2. Sözü dinlenen ve kendisine hürmet edilen kimse.
ýaşyl Yeşil.
ýaşylbaş Ördekgillerden, tüyleri mavi, beyaz, siyah, kahverengi -erkeğinin başı yeşil- renkli bir yaban ördeği; yeşilbaş.
ýaşyrmak Gizlemek, saklamak.
ýat etmek Anmak, hatırlamak.
ýat¹ 1. Zihin, hafıza.
2. Hatır.
ýat² Yabancı, yad, başkasına ait.
ýatda saklamak Hatırda tutmak, unutmamak.
ýatdan çykarmak Unutmak.
ýatdan çykmak Unutulmak, hatırdan çıkmak.
ýatlama 1. Hatıra, anı.
2. Anma, hatırlama.
ýatlamak Hatırlamak, anmak, yad etmek.
ýatlanmak Hatırlanmak.
ýatlanylmak Hatırlanılmak.
ýatlatmak Hatırlatmak.
ýatmak 1. Yatmak, uzanmak.
2. Durmak.
3. Kesilmek.
ýatyr 1. Yatıyor.
2. (Yerde) duruyor.
3. Durur.
ýatyrmak 1. Durdurmak, sona erdirmek, bitirmek.
2. Yatıştırmak.
3. Yatırmak, uyutmak.
ýaýdanmak 1. Acele etmemek, gecikmek, oyalanmak.
2. Tereddüt etmek, ikirciklenmek, çekinmek.
ýaýkamak Sallamak.
ýaýla 1. Yayla.
2. Çayır, çayırlık.
ýaýlag Yayla.
ýaýlamak Yaylamak.
ýaýmak Dağıtmak, yaymak, saçmak.
ýaýnamak 1. Refah/bolluk içinde yaşamak.
2. Lezzet/tat almak, sefa sürmek, eğlenmek.
3. Yayılmak, uzamak, uzayıp gitmek.
ýaýradyjy Yayıcı, yayan, yaygın hâle getirici, yagın hâle getiren.
ýaýramak Yayılmak, dağılmak, saçılmak, yaygınlaşmak.
ýaýratmak 1. Yaymak, dağıtmak, yaygınlaştırmak.
2. (Kök) salmak.
ýaýylmak Dağılmak, yayılmak, saçılmak.
ýaz Bahar.
ýazgarmak 1. Günahlı/suçlu saymak, suçlamak.
2. Ceza vermek, cezalandırmak.
ýazmak Açmak, belli etmek, bir şeyin gizliliğini ortadan kaldırmak.
ýazmak¹ Yazmak, kaydetmek.
ýazmak² Yazmak, sermek, döşemek, açmak.
ýazyk 1. Kabahat, suç.
2. Günah.
ýazylmak¹ Yazılmak, kaydedilmek.
ýazylmak² Yayılmak, serilmek.
ybarat İbaret.
ýedi Yedi.
ýedi ölçäp bir kesmek Yedi ölçüp bir biçmek; bir konuda çok ayrıntılı düşünmek, inceden inceye düşünmek.
ýegen Yeğen.
ýegençi Kız yeğen.
ýeke Bir, tek, yalnız, yalnız başına.
ýeke öz Yalnız kendi, kendi/tek başına.
ýekelik Yalnızlık, tek olma.
ýekesiremek Yalnızlık çekmek, kendisini yalnız hissetmek.
ýekşenbe Pazar (gün).
ýel Yel, rüzgâr.
ýele sowurmak Yele vermek, boş yere harcamak, savurmak.
ýelek Kuşların kanadında bulunan ve uçmaya yarayan kalın eksenli tüy; telek.
ýelken Yelken.
ýelmemek Yapıştırmak, tutturmak.
ýelmeşmek Yapışmak.
ýelpemek Yellemek, yelpazelemek.
ýeň Yen (elbise için).
ýene 1. Yeniden, tekrar.
2. Yine.
ýeňil Kolay, sade, basit, hafif.
ýeňilmek Yenilmek, mağlûp olmak.
ýeňiş 1. Gâlibiyet.
2. Zafer.
ýeňlemek Azalmak, hafiflemek, ağırlığı gitmek.
ýeňmek Yenmek, mağlûp etmek.
ýer 1. Yer.
2. Yer yüzü, dünya.
3. Toprak.
ýer almak 1. Yer almak.
2. Hesaba katılmak, kabul edilmek, dikkate alınmak.
ýer etmek Yer etmek.
ýer ýüzi Yer yüzü, dünya.
ýerden Yersiz, sebepsiz, boş yere.
ýerden ýörän 1. Hepsi.
2. Büyük küçük herkes.
ýeri 1. Hadi, haydi!
2. Ha!
ýeser 1. Kurnaz, sinsi, her yere sokulabilen.
2. Sinsice, kurnazca.
3. Usta, mahir, becerikli.
4. Etkili, tesirli.
ýetginjek Yeni yetme.
ýetim Yetim.
ýetip gelmek 1. Hücum etmek.
2. Yaklaşmak.
ýetirmek 1. Ulaştırmak, eriştirmek, yetiştirmek.
2. Teslim etmek, götürmek.
ýetişmek Yetişmek, büyümek, olgunlaşmak.
ýetmek 1. Yetmek, kâfi gelmek.
2. Yetişmek, erişmek, ulaşmak, ermek.
yglan İlân, duyuru.
ygşyldamak Hışırdamak.
ygtyýar 1. İcazet, izin.
2. İhtiyar, karar.
ygtyýar etmek Hükmetmek.
yhlas 1. Gayret, çaba, azim.
2. İtina, özen.
3. Heves.
yhlas etmek Gayret etmek, çabalamak.
ýigdelmek Gençleşmek, gencelmek.
ýigit 1. Genç, delikanlı.
2. Yiğit, kahraman, bahadır.
ýigrenç İğrenç, tiksindirici.
ýigrenmek İğrenmek, tiksinmek.
ýigrimi Yirmi.
ýiti Keskin.
ýitirmek Yitirmek, kaybetmek.
ýitmek Yitmek, kaybolmak.
yk 1. Rüzgârın estiği yön.
2. Evin rüzgâr almayan tarafı.
ykbal Talih, kader, baht, ikbal.
ykdysady İktisadî, ekonomik.
ykjam 1. Sağlam, metin.
2. Çalışkan, gayretli, azimli, hamarat.
ykrar Vaat, verilmiş söz, ahit.
ykrar etmek Kabul etmek, onaylamak.
ylahy İlâhî.
ylaýta da Özellikle, özellikle de.
ylgamak Koşmak, koşarak yürümek.
ylgaşmak Koşuşmak.
ylham İlham.
ylym İlim.
ymarat İmaret; yoksullara yardım amacıyla yapılmış çok odalı ev.
ymsynmak Ummak, ümitlenmek, ümit etmek.
ynam 1. İtibar.
2. İtimat, güven.
ynam etmek İtimat etmek, güvenmek, inanmak.
ynamsyzlyk Güvensizlik, emniyetsizlik.
ynanç 1. İnanç.
2. Güven, itimat.
ynanmak İnanmak, itimat etmek, güvenmek.
ynha İşte.
ynjalmak Teskin olmak, yatışmak, sakinleşmek, huzura kavuşmak, rahat etmek.
ynjalyksyz Kaygılı, rahatsız, huzursuz, bezgin, bıkkın.
ynjatmak Acıtmak, incitmek, kırmak, gücendirmek.
ynkylap İnkılâp, devrim.
ynsan İnsan.
ynsap İnsaf, vicdan.
ynsap etmek İnsaf etmek, insaflı davranmak.
ýod İyot.
ýoda Patika, biraz dar yol, yolak, yolcuk.
ýogalmak 1. Yok olmak, kaybolmak, yitmek.
2. Ölmek.
ýogsa Yoksa.
ýogsam bk. yoğsa.
ýok 1. Yok.
2. Hayır.
ýok bolmak Yok olmak.
ýok etmek Yok etmek.
ýokary Yukarı, üst.
ýol Yol.
ýol açmak Çığır açmak, yol açmak.
ýol almak 1. Yol almak.
2. Yoluna girmek.
ýol bermek 1. Yol vermek.
2. Öne sürmek.
ýolagçy Yolcu.
ýolbars Kaplan.
ýolboýy Yol boyu.
ýoldaş Arkadaş, yoldaş.
ýollamak Yollamak, göndermek.
ýolmak Yolmak.
ýom Dua, hayır dua.
ýomakçy Nüktedan, nükteci.
Yomut Bir Türkmen oymağının adı.
ýoň Soğuk algınlığı, grip.
ýorgan Yorgan.
ýow 1. Düşman.
2. Savaş.
ýowuz 1. Ağır, güçlüklerle dolu, sıkıntılı.
2. Şiddetli, sert.
ýowuz gün Kötü/kara gün.
ýöne 1. Parasız, bedava.
2. Boşuna, gereksiz, lüzumsuz.
3. Ama, fakat, ancak, lâkin.
ýönekeý 1. Basit, kolay, sade.
2. Alçak gönüllü.
ýör Duruyor, durur.
ýöredilmek 1. Çalıştırılmak, işletilmek.
2. Devam edilmek, kesintiye uğramadan yapılmak.
ýörelge 1. Gelenek, âdet, anane.
2. Yol, yöntem, metot.
ýöremek Yürümek, hareket etmek.
ýöretmek 1. (Fikir) yürütmek.
2. Çalıştırmak, işletmek.
ýörgünli Yaygın, çok bilinen (halk arasında).
ýörite Özel, hususî.
ýörmek Yürümek.
yraň atmak Sallanmak, sarsılmak, dengesini yitirmek.
yranmak Sallanmak, sarsılmak, ırgalanmak.
yrmak 1. İkna etmek, inandırmak.
2. Geçirmek.
3. Bir işi sonuçlandırıncaya kadar bırakmamak.
yrsaramak Sebepsiz yere çalışmak, boş yere çalışmak.
yrym Gelenek, görenek.
ys Güzel koku, rayiha, ıtır.
ysgamak Koklamak.
ysgyn Güç, kuvvet, takat.
ysly Güzel kokulu.
ysmak Hareket etmek/kımıldamak için gücü olmak.
ysnat Maskara, rezil, şerefsiz.
yssy 1. Sıcak.
2. Sıcak, sevgi dolu.
yşarat İşaret.
yşk Aşk, sevgi.
yşyk Işık.
yşyk salmak Işımak, ışık saçmak.
yşyklamak Bir şeyin aralığından gizlice bakmak, dikizlemek.
ýugrulmak Yoğrulmak.
ýuka 1. Yufka (yürek).
2. İnce.
ýummak Yummak.
ýumruk Yumruk.
ýumuş 1. İş, görev, ödev.
2. Ev ödevi.
ýumuş oglany Emir kulu.
ýurt Yurt, memleket.
ýuwa Baharda yetişen ve yenilen acımsı bir ot.
ýuwaş Yavaş, hafif, sessiz.
ýuwdunmak Yutkunmak.
ýuwdunyşmak Hep birlikte yutkunmak.
ýuwmak Yıkamak.
ýuwulmak Yıkanmak, yıkanılmak.
ýük Yük.
ýüklemek 1. Yüklemek, yük vurmak.
2. Yüklemek, yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak.
ýüklet Yük hayvanı.
ýükletmek Yükletmek.
ýüksek Yüce, yüksek.
ýüň Yün.
ýüpek İpek.
ýüplük İplik.
ýürek Yürek, kalp.
ýürek etmek Cesaret etmek.
ýürekli Cesur, yürekli.
ýüwürmek Koşmak.
ýüwürtmek Germek, çekmek.
ýüz¹ 1. Yüz.
2. Kat, huzur.
ýüz² Yüz (sayı).
ýüzlenmek Yönelmek.
ýüzmek Yüzmek.
ýüzük 1. Yüzük.
2. Halka.
ýygmak Yığmak, toplamak.
ýygnak Toplantı.
ýygnamak Yığmak, toplamak, bir araya getirmek.
ýygnanmak Toplanmak, birikmek.
ýygşyrmak Saklamak, gizlemek.
ýygyn 1. Kalabalık, topluluk, güruh.
2. Ordu.
ýygyşmak Birlikte toplamak/yığmak, toplamakta/yığmakta yardımlaşmak.
ýykmak 1. Yıkmak, yenmek, mağlûp etmek.
2. Yıkmak, devirmek.
3. Yıkmak (gönül).
ýykylmak 1. Yıkılmak, devrilmek, düşmek.
3. Devrilmek, tahttan indirilmek.
ýyl Yıl, sene.
ýylan Yılan.
ýyldyramak Işıldamak, parlamak, parıldamak.
ýyldyrym Yıldırım, şimşek.
ýyldyz Yıldız.
ýylgyn Ilgın, ılgın ağacı.
ýylgyrmak Gülümsemek, tebessüm etmek.
ýylgyryşmak Sessizce gülüşmek, hep birlikte gülümsemek.
ýyllap … yıldır/yıldan beri.
ýyllyk Yıllık.
ýylpyldamak Parıldamak, ışıldamak.
ýyly 1. Sıcak, ılık.
2. Sıcak, müşfik, şefkatli.
ýylytmak Isıtmak.
yz 1. İz, geri, art, arka.
2. Eser, iz.
yzaly Acılı, ağrılı, sızılı.
yzarlamak 1. İzini sürmek, takip etmek.
2. Aramak.
yzlamak İzine düşmek, izini sürmek, takip etmek, arkasına düşmek, izlemek.
yzzatly İzzetli, aziz.
zäher Zehir.
zäherlemek Zehirlemek.
zähmet 1. Zahmet.
2. Emek.
3. İş, çalışma.
4. Azap, eziyet, cefa, işkence.
zal Salon.
zalym Zalim.
zaman 1. Vakit, zaman.
2. Devir, çağ.
zamana Zamane, çağ, devir.
žanr Usul, tarz.
zant Niyet, maksat, murat, amaç.
zar 1. Şikâyet, sızlanma.
2. İnleme, inilti.
3. Sıkıntı, yoksulluk.
4. Muhtaç olma.
zar bolmak Muhtaç olmak, ihtiyaç duymak.
zar etmek 1. Muhtaç etmek.
2. İnlemek, sızlamak, feryat etmek.
zarba Darbe, vuruş, saldırı, hücum.
zarp 1. Güç, hız.
2. Darbe, çarpma, vurma.
zaryn 1. İniltili.
2. Acıklı, hazin.
3. İnleyerek.
zarynlamak Sızlanmak, ağlamak, dert yanmak.
zarynlyk Sızlanma, dert yanma.
zat 1. Şey, nesne.
2. Eşya, varlık.
zaýalanmak 1. Boşa gitmek.
2. Yoldan çıkmak, bozulmak.
3. Bozulmak, tahrip olmak.
zehin 1. Kâbiliyet, yetenek, meleke.
2. Zekâ.
zehinli 1. Kâbiliyetli, yetenekli.
2. Zeki.
zemin 1. Dünya, yer yüzü.
2. Toprak, yer.
zenan Kadın.
zer Altın.
zerarly İçin, ötürü, yüzünden.
zerur Gerekli, zarurî.
zeruriýet Zaruriyet.
zeýrenmek Sızlanmak, şikâyet etmek.
zol Devamlı, sürekli, her zaman.
zolak 1. Şerit, çizgi, hat.
2. Bölge, mıntıka.
zomamak Yüklenmek, saldırmak, atılmak (bir şeyin üzerine).
zor 1. Kuvvet, güç.
2. Kuvvetli, güçlü.
zor etmek Güçlük çıkarmak, sıkıntı vermek, zora koşmak.
zordan Güçlükle, zorla.
zorluk 1. Zorbalık, cebir.
2. Güçlülük, kuvvetlilik.
zulmat 1. Güç hayat şartlarının yaşandığı devir, karanlık devir.
2. Karanlık.
zulum Zulüm.
žurnal Dergi.
zülp Zülüf.
zynat Ziynet, süs, süs eşyası.
zyňmak 1. Atmak, fırlatmak.
2. Sıçramak.
zyýanly Zararlı, zarar verici.
zyýat Üstün.
Sahypalar